Yemeksepeti motorlu kuryelerinin İSG halleri

Kendisi de motorlu kurye olan, Yemeksepeti işçi komitesi temsilcisi Kaan Gündeş iş sağlığı ve güvenliği koşullarını ve taleplerini anlattı.

Pandemi döneminin yükünü sırtında en çok taşıyan işkollarından biri oldu motokuryeler. Sokaklarda kimse yokken, ambulanslarla birlikte sadece onlar vardı. Türkiye’de koronavirüs salgınının başladığı 2020 yılında, ‘tespit edilebilen’ kayıtlara göre en az 190 motokurye yaşamını yitirdi. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin verilerine göre, 2021’in sadece ilk 5 ayında 12 motokurye iş cinayetlerinde can verdi.

Salgın döneminde artan paket servis talebini karşılamak için yoğun ve insan dışı mesai saatleriyle çalışan motokuryeler; ‘hız baskısı’ eşliğinde, iş güvenliği olmadan ve sağlıksız çalışma koşullarından dolayı ölüme mahkum edildi.

Yemeksepeti İşçi Komitesi Temsilcisi Kaan Gündeş ve İstanbul’da Yemeksepeti’nde motokurye olarak çalışan bir emekçi; motokuryelerin sorunlarını, taleplerini ve insan dışı çalışma koşullarını Cumhuriyet’e anlattı.

“KAZALARIN ARKASINDA HIZ BASKISI VAR’”

Motokurye ölümlerinin arkasında olan ihmallerin, ‘daha fazla kar’ güdüsü ve işçilerin temel işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmaması bağlamında gerçekleştiğini söyleyen Yemeksepeti İşçi Komitesi Temsilcisi Kaan Gündeş, “Yemeksepeti ve onun benzeri sipariş firmaları, teslimat, taşımacılık şirketleri, temel olarak hıza ve performansa dayalı bir çalışma rejimiyle işliyorlar. Ve bu hız ve performansa dayanan çalışma rejimi, aslında hem motokuryelerin hem de depo işçilerinin, oldukça vahim iş kazalarına hatta genel olarak iş cinayetlerine kurban gitmelerine sebep oluyor. 2020’de en azından tespit edebildiğimiz ve kayıtlara geçen 190 motokurye arkadaşımızı kaybettik. Bu kazaların yaşanmasının sebebi, hızın ve baskının bir çalışma rejimi olarak uygulanması’‘ dedi.

HIZ TAKİBİ İÇİN KURYELERİN TELEFONUNA UYGULAMA İNDİRİLİYOR

Yemeksepeti ve Yemeksepeti Banabi’de, kuryelerin bir siparişi 15 dakikada teslim etmesinin beklendiğini ve motokuryenin 1 saat içerisinde teslim etmesi gereken sipariş sayısının 4 olduğunu aktaran Gündeş, şu ifadeleri kullandı:

“Motokurye arkadaşların telefonlarına bir uygulama indiriliyor. Orada da yine bir hız baskısı var. Bu çevrimiçi uygulama üzerinden; motokurye arkadaşlarımızın siparişi ne zaman teslim aldıkları, yolu kaç dakikada gittikleri, ne zaman teslim ettikleri ve kaç paket taşıdıkları dahi takip ediliyor. Onu o sisteme girmek durumundalar. Mesai giriş çıkışları da bu sistem üzerinden oluyor. Ve bu uygulamayla girilen bilgiler üzerinden, dönemsel performans raporları hazırlıyor Yemeksepeti şirketi. Ve bu performans raporlarında renklerle verilmekte olan birtakım kodlar var. Yeşil, kırmızı kodlar var… Performans raporlarında kırmızı kod geldiyse, bu demek oluyor ki patronun dilediği kadar paket taşıyamamış o kurye veya patronun dilediği hızda siparişleri teslim edememiş. Dolayısıyla o performansı düzeltmek için, bölge sorumlunuzdan veya müdürünüzden belirli bir baskıyla karşılaşıyorsunuz. İşinizi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Mesele mobbinge kadar varabiliyor. Ve motokuryelerin bir kısmı, aile kurmuş olan evli insanlar. Dolayısıyla bu tehditleri bir kenara koyup işi terk edebilecek insanlar değiller. Bu hız baskısına teslim olmak zorunda kalıyorlar.“

HIZ TEŞVİK EDİLİYOR: O AY BİRİNCİ OLAN DEPOYA BAKLAVA VERİLİYOR

Hız baskısının, Yemeksepeti tarafından teşvik edildiğini belirten Gündeş, “O ay en çok sipariş teslim etmiş şubeye bir tepsi baklava hediye ediliyor. O ay en fazla sipariş teslim etmiş kuryeye, o ay 1 günlük izin veriliyor. Bu da daha fazla çalıştırmaya ve sömürmeye dönük bir teşvik politikası. Bu da ölümleri oldukça artırıyor“ dedi.

“NEVZAT AYDIN TCK 204 VE TCK 206 SUÇLARINI İŞLEDİ’”

Koronavirüs salgınında hastalığa yakalanma riski en yüksek gruplar içerisinde yer alan kuryelere geçtiğimiz günlerde aşı önceliği hakkı tanınmış, işkolları aylar öncesinden ‘büro çalışanı’ olarak değiştirilen Yemeksepeti motokuryeleri ise bu yüzden aşı önceliği kapsamına alınamadığ için Yemeksepeti CEO’su Nevzat Aydın’a tepki göstermişti.

“Yemeksepeti motokuryeleri, yaklaşık 8-9 ay önce sendikalaşmaya başladılar ve bu işçilerin insiyatifine dayalı bir şekilde yürütülüyordu. Bu sendikalaşma çalışmaları patronun kulağına gitti ve kısa süre içinde, binlerce motokurye arkadaşımızın iş kolu değiştirildi“ diyen Gündeş, yaşananları böyle anlattı:

“Nevzat Aydın’ın Çalışma Bakanlığı’na böylesine bir talep iletmesi ve bu talebin de yerine getirilmesine rağmen; aslında bu yasal değil. Taşımacılık sektöründeki sendikalar, iş kollarının değiştirilmesine karşı bir dava açmak durumundalar ve bu davanın kazanılacağına eminiz. Ancak bizler, burada Yemeksepeti patronu Nevzat Aydın’ın yaptığının, TCK 204, resmi belgede sahtecilik ve TCK 206, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçlarını oluşturduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla taşımacılık sektöründe bulunan sendikalar suç duyurusunda bulunmasa dahi, çünkü TCK 204 ve TCK 206 şikayete tabi değildir, savcıların resen harekete geçmesi gerekiyordu. Ama burada temel problemlerden birisi, Türkiye’de bu suça karşı harekete geçebilecek bir savcının olup olmadığı. Olmadığını bildiğimiz için, Yemeksepeti İşçi Komitesi, biraz da bu mantığın üzerine kuruldu. Her ne kadar Yemeksepeti patronu, motokuryeleri ofis çalışanına döndürdükten sonra Hak-İş’i önermiş olsa da, biz bunun doğru olduğunu düşünmüyoruz. Motokuryeler, kendi sektörünün kendi sendikalarında örgütlenmek istiyorlar. O yüzden iş kolu değişikliğini dönüştürmek için mücadelemize devam edeceğiz.”

“EN TEMEL TALEP SENDİKALAŞMA HAKKI”

Tüm problemlerin arasında, motokuryelerin kristalize oldukları en büyük sorunun ‘sendikalaşma’ olduğunu söyleyen Gündeş, “Çünkü bu sorunlar aslında sendikal sorunun içinden geçip belirli formlara bürünüyorlar. O yüzden sendilaşma hakkını kazanıp, Toplu İş Sözleşmesi imzalamak istiyorlar. Çünkü ancak bir Toplu İş Sözleşmesi kapsamında, bugün Yemeksepeti’nin sürdürmekte olduğu azgın performansa ve hıza dayalı çalışma rejimine son verebilirler” diye konuştu.

“MOBBİNG VE SÜRGÜN VAR, YAĞMURLUKLAR SU GEÇİRİYOR, ÜCRETLER TAM YATIRILMIYOR“

Gündeş, motokuryelerin taleplerini şöyle sıraladı:

“Motokuryelerin mesai saatlerinin oldukça keyfi bir şekilde uzatıldığını görüyoruz. Ücretlerinin tam yatırılmadığını görüyoruz. Mesela mesai saati 10’dan 12’ye çıkarıldığında o 2 saatlik farkın yatırılmadığını görüyoruz. Benzer şekilde mesela hastalanıp, 2 günlük rapor aldıklarında, o hafta yaptıkları fazla mesainin, bu rapora dayandırılarak ödenmediğini görüyoruz. Bu yüzden başka anayasal haklara saldırılar da var. Mobbing var, sürgünler var. Koşullara itiraz edenlerin şehirden şehire sürülmesi var.

Kod29 çok keyfi bir şekilde kullanılıyor. Aslında Kod29’un içerdiği suçları işlememiş olan işçiler, birtakım başka politik sendikal anlaşmazlıklar dolayısıyla Kod29 gerekçe gösterilerek işten çıkartılıyor.

Şubeler ve kuryeler arası yarış teşvik ediliyor. Bu yarışların teşvik edilmesinin sonlandırılması gerekiyor. İşçi sağlığı ve güvenliği önemlerinin alınması gerekiyor. Kuryelerin kullandıkları motorların lastikleri adi. Banabi’nin yağmurlukları ve botları yağmurda su geçiriyor. Nitelikli lastikler ve nitelikli koruyucu ekipmanlar, yağmurlar ve botlar gibi; işçilerin sağlığını ve güvenliğinin korunabilmesi için önlemler alınması gerekiyor. Bütün bu sorunların çözümünde de sendikalaşma yatıyor.”

“COVID-19 BELİRTİSİ GÖSTERMESİNE RAĞMEN ÇALIŞAN ARKADAŞLARIMIZ OLDU”

İstanbul’da çalışan bir Yemeksepeti motokuryesi de, kuryelerin pandemi döneminde yaşadıklarını ve insan dışı çalışma koşullarını Cumhuriyet’e anlattı.

“İlk aylarda herkes evlerine çekilmişken, biz dışarıdaydık. Çoğumuz daha ilk ayda bu hastalığı yaşadık. Ben de dahil olmak üzere. Aynı zamanda bu dönemde iş yükü arttı” diyen motokurye, “Hasta olan arkadaşlarımız vardı. Onlar, aylarca evlere 2’şer, 3’er damacana taşıdı. Belirti göstermesine rağmen, grip zannedilerek çalışan arkadaşlarımız oldu. Ben de çalıştım aynı şekilde. Sadece ambulans var ve bizler varız. Bir tür distopya gibiydi. Ne olduğunu bilmediğiniz bir virüs dışarıda kol geziyor ve siz sokaklardasınız. Bizde derin izler bırakan bir süreçti” dedi.

“SAATTE 4 PAKET“ KIYASLAMASI SONA ERSİN”

Hız baskısına değinen Yemeksepeti motokuryesi, şu ifadeleri kullandı:

“Bu, istisnasız bütün firmalarda olan bir şey. Hız baskısı konusunda topluma kızmanın yanlış olduğu düşüncesindeyim, çünkü taahhüt edilen bir şey var ve insanlar bu işin arka planının nasıl yürüdüğünü bilmiyorlar. Bunun hesabını, bunu taaahhüt edenlere sormak gerekiyor. 30 dakikada müşterinin kapısına gideceğini taahhüt ediyorlar. Bu süre de aslında 30 dakika değil. Bu sadece yemekler için 30 dakika. 15 dakika yemeğin hazırlanması, 15 dakika yolda geçen süre. Depo, yani market çalışanlarında ise bu durum daha farklı. İşin market kısmında süre daha kısa. 15 dakikalardan bahsediyoruz… ‘Saatte 4 paket’ performans kıyaslamasının sona ermesini istiyoruz. Çünkü saatte 4 paket demek, gidiş dönüş hesaplandığında; size müşteri ve depo arasında yaklaşık 7 dakika veriyor.”

“HER DEPODA HER AY KAZA OLUYOR”

Depolar arası bölge bölge yarışlar yapıldığını aktaran motokurye, “Kazananan depoya baklava gibi bazı ödüller veriliyor. Depo içinde birinci çıkan kişiye ise bir gün ekstra ücretli izin veriliyor. Hız baskısı ve sistemden izleniyor olmak, yeteri kadar mental yorgunluk yaratıyor. Ama beyefendilere bu da yetmiyor. Devamı ‘Daha da yarışın, çok daha fazla daha yarışın, bana para kazandırın, ben ise size 200 liralık kuru baklava vereceğim’ oluyor. Ödül bu değildir. Örneğin çalışanın müşteri ile ilişkisine ödül verebilirsiniz, özenlidir buna da ödül verebilirsiniz. Bu yönde bir teşvikte bir problem olmaz. Fakat hız üzerinden bir teşvik yapmak, insanların canına kastediyor. Her ay kazamız olur her depoda. Bunlar bazen küçük kazalar olur. Ama aylardır tedavi gören, defalarca ameliyat olan tanıdıklarımız da var“ diye konuştu.

“AYDA BİR KEZ GELİP KAĞIT İMZALAYAN ‘İŞ GÜVENLİĞİ UZMANLARI’ VAR”

“Bir kişinin canı bile bizim için önemli” diyen motokurye, sözlerine şöyle devam etti:

“İşçi sağlığı ve güvenliği önlemleri, sadece yüzlerce işçi alınmaz. Bir işçinin canı ya da yaralanmasının bile gözetilmesi gerekir. Ama iş güvenliği önlemi kesinlikle yok. İş güvenliği uzmanı yok. Ayda bir kez gelip bir kağıt imzalayan ‘iş güvenliği uzmanları’ var. Onun dışında hiçbir konuda iş güvenliği takip edilmiyor. Hız baskısı da bir iş güvenliği sorunu, hatta iş güvenliğini tehlikeye atacak başlı başına bir şey.”

“GÜNDE 2 DEFA TUVALET TEMİZLİYORUZ…”

Kuryeler ve depo çalışanlarının tuvalet temizlemekle yükümlü olduğunu aktaran motokurye, “İş tanımlarında böyle bir sorumluluk olmamasına rağmen her gün, günde 2 defa tuvalet temizleniyor. Biz buna karşı çıktık ama elimizden maalesef fazla bir şey gelmedi. ‘Bizim işimiz değil bu’ dedik ama yapmak zorunda kaldık. Hiçbir şekilde dinlenmedi. Yapacaksınız, mecbursunuz dediler. Aslında iş tanımında böyle bir şey yok. Tamamen ilkel kurallarla yönetilen bir yer. Yemeksepeti çok yenilikçi ve modern bir firma olduğunu iddia ettiği için bunları söylüyorum. İşler çok ilkel ilerliyor. İş tanımında olmayan işleri reddedebilme hakkımızın ve mobbinge maruz kalmadan insanca çalışabilme hakkımızın tanınmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

“TAŞIMACILIK ÇALIŞANLARI İLK ÖNCE AŞI OLMASI GEREKEN KİŞİLERDİ“”

İş kolları ‘büro çalışanı’ olarak değiştirildiği için aşı önceliğinde sorun yaşadıklarına değinen Yemeksepeti motokuryesi, “Bu biz olayın ifşasını yaptıktan sonra, bu hafta içinde randevular çıktı. Ama taşımacılık çalışanları, çok daha erken hatta ilk sıralarda aşı olması gereken kişilerdi. Çünkü en az doktorlar kadar taşıyıcılık riski yüksek. Sürekli insanların evine gidiyoruz, sürekli insanlarla temas ediyoruz. Ve bazen 50 bazen 100 kişilik iş yerlerinde çalışıyoruz kapalı alanda. Ve aynı zamanda pandemi başladığından beri, hiç durmayan iş kolundan biriyiz. Bunun için şirketin gerekli başvuruları önceden yapması gerekiyordu. Aksine, 4-5 ay kadar önce iş kolumuzu değiştirdikleri için, bırakın taşımacılık sektöründe olduğumuz için öncelik almayı, büro çalışanı gibi göründüğümüz için en son aşılanacaklar sırasındaydık. Biz anca bu hafta aşılanabiliyoruz. Bu bizim kazanamımız. Büyük bir ses getirdik ve aşıyı aldık” dedi.

“BİR KADIN ARKADAŞIMIZ DÜZENLİ OLARAK PSİKOLOJİK ŞİDDETE MARUZ KALIYOR”

“İstanbul’da bir şubede bir kadın arkadaşımızın amirinden şiddet gördüğünü biliyoruz” diyen Yemeksepeti kuryesi, “Bununla ilgili gerekli yerlere başvuru da yaptı. Sürekli mobbing ve psikolojik şiddet yaşadığını ve bunların bazılarını kaydettiğini de biliyoruz. Belki yakında ortaya çıkar. Biz de kendisini riske atmamak için bekledik. Ama kendisiyle iletişim halindeyiz, bunu ifşa etmeyi düşünürse onun yanında olacağız tabii ki” diye konuştu.

“UCUZA KAÇMAK İÇİN ADİ MOTORLAR ALINIYOR”

“Nitelikli ekipman istiyoruz. Yağmurda su geçirmeyen yağmurluklar, botlar, nitelikli motosikletler istiyoruz” diyen moto kurye, “Çünkü ucuz motosikletler kullanıyoruz. Kayıyor, düşüyor, en ufak virajda devriliyor motor. Ucuza kaçmak için çok adi motorlar alınıyor. Motorların lastikleri yola uygun değil. Tek bir kişi günde ortalama motosikletle 100 km yapıyor, biz şehir içinde 100 km yapmayı geçin, her sokağı karışlıyoruz. Bu yüzden motorların lastiklerinin ve diğer ekipmanlarının sağlam olması gerekiyor. Kış şartlarına uygun olması gerekiyor. Yağmurda fren yapamıyoruz, kayıyor motor. Duramıyoruz yokuş aşağı, motor yağmurda kayıyor. Bu şartların sağlanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“MOTORKURYELİK RİSKLİ İŞ KOLU OLARAK TANIMLANSIN”

Son olarak kuryelerin taleplerini sıralayan Yemeksepeti emekçisi, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bizim en önemli taleplerimizden biri, motokuryeliğin en riskli iş kollarından biri olarak tanımlanması (Bakınız: İşyeri Tehlike Sınıfları). Çünkü güvencesizlik ve ağır iş kolu olarak geçmediğimiz için, bunlar bizim yıpranma payı almamamızı, emeklilik hakkımızı etkiliyor. Ayrıca hız baskısının ve bu konudaki mobbingin kalkmasını istiyoruz, bütün firmalarda.”

“Kod29’un kullanımına son diyoruz. Kod29, diğer sektörlerde olduğu gibi bizde de az da olsa kullanılıyor. Bu patronların elinde büyük bir silaha dönüştü. Bunun kaldırılmasını istiyoruz. Bunun işçiler adına. Bunun dışında iş güvenliği ve sendikal haklarımızın tanınmasını istiyoruz. İş güvencesi demek, aslında mobbinge maruz kalmadan, işçilerin hayır diyebilme haklarının korunması demektir.”

“En önemli taleplerimizden biri de, sendikal haklarımızın tanınması ve sendika düşmanlığının yapılmaması. Çünkü zaten az önce bahsettiğimiz her şey, eğer sendika ve işçi denetimi olursa hepsi çözülebilecek şeyler. Bir işin şartlarını veya nasıl yapılacağını; genel müdür, CEO, yatırımcı değil; işçi bilir. İşçi denetimi istiyoruz.”

(Miray Özbilek – Cumhuriyet)

Site içeriklerimiz sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*