İşverenler 16 saatlik eğitimle işyeri hekimi yapılacak

tutuklu doktorİş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda (İSGK) yapılan son değişikle eklenen bir kural yakın zamanda çıkan İşyerlerinde İşveren Veya İşveren Vekili Tarafından Yürütülecek İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetlerine İlişkin Yönetmelik ile somutluk kazandı.

Bu yazımda bu yönetmeliği işyeri hekimliği açısından tartışmaya çalışacağım. Ancak bundan önce yönetmelikle getirilen şartların kısa bir özetini yapmak istiyorum.

Yönetmeliğe göre bir üniversite tarafından verilen açıköğretim tarzında 16 saatlik bir eğitim gören ve girdiği sınavdan 50 ve üzeri not alan işveren ya da işveren vekilleri 10’dan az sayıda çalışanı olan ve az tehlikeli sınıftaki kendi işyerlerinde eğer isterlerse iş sağlığı hizmetlerini yürütebilecekler, çalışanların iş sağlığı eğitimlerini verebilecekler. İşyeri hekimlerinden farklı olarak yapamayacakları tek şey ise işe giriş ve periyodik sağlık muayenelerini yapıp sağlık raporlarını düzenlemek. Bunları ise herhangi bir işyeri hekimine, kamu kuruluşlarındaki hekimlere ya da aile hekimlerine yaptırabilecekler. Yetkilendirmeleri ise yine İSG-Katip üzerinden olacak.

İŞVERENE İŞYERİ HEKİMLİĞİ YAPTIRMAK

Yönetmelik gereği, işveren ya da vekili sağlık raporu düzenlemek dışındaki işyeri hekimi için tanımlanan görevlerin tümünü yapabilir. Bu durumda yapacakları işin özü, işyeri ölçeğinde koruyucu iş sağlığı hizmetidir. İşyerindeki sağlık önlemleri, ancak o işyerindeki sağlık risklerinin bilinip değerlendirilmesiyle mümkündür. Bu işi de yapabilecek kişi, bir yanı sağlığa (tıp) diğer yanı ise işyerinin etkilerine (mühendislik-teknik yön) dönük olan işyeri hekimidir, ancak işin özü tıp yani tababettir. Diğer bir deyişle, ancak hekimin yapabileceği bir iş işveren ya da vekiline yaptırılmak istenmektedir. Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un birinci maddesi “Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde tababet icra ve her hangi surette olursa olsun hasta tedavi edebilmek için tıp fakültesinden diploma sahibi olmak şarttır” demektedir. Zaten, İSGK da, son düzenlemeden önce, bu ilkeyle uyumluydu. İşyerinde iş sağlığı hizmeti verebilmek için ya işyeri hekimi görevlendirmek gerekir, ya da işveren kendisi hekimse kendisi yürütebilir diyordu. Ama İSGK’da yapılan son değişiklikle, geçerken, az tehlikeli ve ondan az işçi çalıştıran işyerlerinde işveren ya da vekiline parantez açılmıştır. Bu yönüyle bu parantez Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’a aykırıdır. Eczaneden reçetesiz ilaç alınmasını yasaklayan sağlık yönetimimiz, işverenin reçetesiz (işyeri hekimsiz) iş sağlığı hizmeti verebilmesine izin vermektedir.

TEHLİKE SINIFI VE ÇALIŞAN SAYISI MANTIĞI

10’dan az çalışanı olması kuralı belli ki işletmenin ticari boyutunu belirlemek, yani düşük gelirli işletmelerin bu işlemden faydalanmasını sağlamak için (esnaf odalarının bu konudaki ciddi baskı ve siyasi kulislerini hatırlayın); az tehlikeli kuralı ise çalışan üzerinde sağlık riski çok az olan işyerlerini kapsama almak ve böylece “zaten ne kadar sağlık riski var ki, işyeri hekimi çalıştırsınlar” demek içindir. Birincisi, bırakın düşük gelirli olmayı, Türkiye’nin en fazla kazananlar listesinde hep en üst sıralarda olan bankacılık sektörünün şubelerinin yaptığı işler az tehlikeli kapsamındadır ve şubelerin önemli bir kısmının çalışan sayısı 10’dan azdır. İkincisi, tekstil son ürünleri (iç ve dış giyim, triko vb.) üretimi ile çorap üretimi az tehlikeli kapsamdadır. Oysa bunlar, mahalle içlerinde ya da küçük sanayi sitelerinde hemen hemen hepsi 10’dan az çalışanı olan ama gürültü ve toz içinde ve hatta tehlikeli kimyasalların da (leke çıkarıcılar) yaygın kullanıldığı binlerce işyeridir. Üçüncüsü, kuru temizleme hizmetleri çok tehlikeli, marangozluk ve kasaplık tehlikeli sınıftadır ve hemen hepsi 10 kişinin altındadır ama maddi desteğe ihtiyaç konusunda –neredeyse yok olup gitme noktasına geldikleri için- tartışılmaz konumdadırlar. Yani, ileri sürülen “düşük gelir-az tehlike” denklemi tutarsız ve adaletsizdir. Dördüncüsü, işverenin 10’dan az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta, diyelim ki, 10 tane ekmek fırını var. Yönetmelik gereği, işveren ya da vekili bu işyerlerinin hepsine hizmet verebilecektir. Eğer, amaçlanan şey maddi destek ise neden İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetlerinin Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik’te olduğu gibi işverene bağlı tüm işyerlerinin çalışan sayısı dikkate alınmamaktadır ve neden yine aynı yönetmelikte destekten faydalanan işyerleri 10’dan az çalışanı olan ama tehlikeli ya da çok tehlikeli işyerleri olarak belirlenmiştir? “10’dan az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli işletmelere desteğimizi maddi olarak verelim, az tehlikeli işletmelere ise işvereni işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı yaparak verelim” demek anlamına gelen bu mantık nasıl bir mantıktır?

İŞVERENİN TASARRUFUNA BIRAKILAN ÇALIŞAN SAĞLIĞI

Ekonomik faaliyet “doğası gereği” maddi kazanç üzerine kuruludur. Bu yüzden, maddi kazancın azalması ya da ortadan kalkması ile çalışanların sağlıklarının zarar görmesi arasında bir tercih yapmak zorunluluğu ortaya çıktığında işverenden “doğal olarak” beklenen çubuğu maddi kazanca bükmesidir. Aksi durumda bu işverenin kendisini ve ekonomik işletmesini yadsıması olurdu ki, bunun adı ticari işletme olmazdı zaten. Oysa sağlık hakkı evrensel bir insan hakkıdır ve işverenlerin tasarrufuna ya da ahlaki niteliğine bırakılamaz. Örneğin, işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı risk değerlendirmesi ekibinin üyeleridir. İşveren ya da vekili bu görevleri üstlendiğinde, ekibin karar verme niteliği ne hale gelmektir? Bu kritik önemdedir, çünkü örneğin, Çalışanların Gürültü İle İlgili Risklerden Korunmalarına Dair Yönetmelik şöyle demektedir: “İşveren, çalışanların maruz kaldığı gürültü düzeyini, işyerinde gerçekleştirilen risk değerlendirmesinde ele alır ve risk değerlendirmesi sonuçlarına göre gereken durumlarda gürültü ölçümleri yaptırarak maruziyeti belirler.” Eğer üyeleri işveren ya da vekili, işyeri hekimi (yani yine işveren ya da vekili), iş güvenliği uzmanı (yani yine işveren ya da vekili) olan risk değerlendirme ekibi “gereken durum” olmadığına karar verirse ne olacaktır?

KENDİ VERDİĞİ BELGEYE GÜVENMEMEK

İşyeri hekimi sertifikasına sahip olabilmek için tıp fakültesi mezunu olmak ve 90 saat uzaktan, 90 saat yüz yüze, 40 saat uygulamalı olmak üzere toplam 220 saatlik bir eğitim görmek ve yapılan merkezi sınavdan en az 70 almak gereklidir. Oysa, yönetmeliğe göre işveren ya da vekillerinin bu hizmeti kendi işyerlerinde verebilmesi için ilkokul mezunu olmalarına bile gerek yoktur, 16 saatlik bir açıköğretim eğitimi görmeleri ve sınavdan da 50 almaları yeterlidir. Tersinden bakarak sorarsam, 16 saatlik bu eğitimi alıp sınavı veren ve belgesini alan herhangi bir kişi, kendi işyerinde olmasa bile, herhangi bir işyerinde neden işyeri hekimliği hizmetlerini yürütemesin? “Ben sana bu belgeyi veriyorum ama yetkini yalnızca kendi işyerinde kullanabilirsin” diyen yönetmelik, verdiği eğitimin yeterliliğine mi inanmıyor, öyleyse niye bu yola giriyor? Yoksa işverenin ancak kendi işyerinde uygularsa bu eğitimin hakkını verebileceğine mi inanıyor, öyleyse eğitimi neden genel içerikte veriyor da o işyeri için özel vermiyor? Belki de, işverenin kendi işletmesini koruma “güdü”süne güveniyordur. O zaman da sormak gerekiyor, bu “güdü” 10’dan az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıftaki işyerlerinin dışındaki işverenlerde zayıf mı ki onlara bu hakkı vermiyor?

ÇALIŞANLARI EĞİTENLERİN EĞİTİMİ

Yönetmeliğe göre, işveren ya da vekilleri çalışanların iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerini de kendileri verebileceklerdir. Bu eğitimler iş sağlığı açısından şu konuları içermek zorundadır: Çalışma mevzuatı ile ilgili bilgiler, çalışanların yasal hak ve sorumlulukları, işyeri temizliği ve düzeni, iş kazası ve meslek hastalığından doğan hukuki sonuçlar, meslek hastalıklarının sebepleri, hastalıktan korunma prensipleri ve korunma tekniklerinin uygulanması, biyolojik ve psikososyal risk etmenleri, ilkyardım. Yönetmelik, çalışanları eğitecek olanlara, yani işveren ya da vekillerine verecekleri eğitim ve belgeye o kadar güveniyor olmalı ki, bu eğitimlerin ilkelerini düzenleyen Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’te yer alan ve bu eğitimlerin işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanları ya da bir eğitim kurumun tarafından ama “eğiticilerin, eğitim programında yer alan konulara göre uzmanlık alanları dikkate alınarak belirlenmesi kaydıyla verilir” kuralıyla çelişmesine ve bu eğitimlerin işveren ya da vekilince verilebilmesine izin vermektedir.

SONUÇ YERİNE

İnanıyorum ki, aklı başında olan hiçbir işveren böyle bir yola girmeyecektir. Çünkü, girdiği durumda, çalışanında ortaya çıkan herhangi bir iş sağlığı sorunu nedeniyle mahkeme huzuruna çıktığında “hizmet aldığım işyeri hekimi bu işler için bana danışmanlık yapmaktadır, ben onun önerilerini uyguladım hakim bey” diyerek kendini güçlü bir biçimde savunamayacaktır. Ve yine inanıyorum ki, aklı başında olan hiçbir işçi iş sağlığı hizmetini işveren ya da vekilinin verdiği bir işyerinde çalışmayacaktır. Küçük işletmelerin hayatta kalmak için hakkı olan devlet desteğini işvereni hukuken zor durumlara sokacak, işçinin ise sağlığıyla oynayacak yöntemlerle hayata geçirmek doğru değildir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yorum

  1. müslüm hocaya yazısından dolayı teşekkür ediyorum. benim bir ekmek fırınım var. bu kanunu niye çıkardılar bilmiyorum çünkü ayda 100-200 liraya bu işi yapıyorlar zaten bu paradan kaçıpda niye sorumluluk alayım ki. yanımda çalışanlar kaç yıllık işçim, onların niye sağlığını tehlikeye atayım herkes bildiği işi yapsın. gereksiz bir yasa. bu paradan kaçacak patron bence insan değil.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*