İbrahim Vasıf Bey: ilk röntgen meslek hastalığı kurbanımız

Dr. İbrahim Vasıf Bey

“Röntgenin bizdeki ilk kurbanı benim hocam İbrahim Vasıf Bey‘dir. Size bu münasebetle hayatımın en acı hatırasını söyleyeyim: Ben, hocamın, röntgenin harap ettiği kollarını kestim.. Fakat bilir misiniz, bundan daha acısı var, kollarını ilim namına ameliyat masasında bırakarak kalkan biçare ve fedakar hocamızın zevcesi; bugün tımarhanede otuz lira aylıkla hastabakıcılık etmektedir. Eğer Mazhar Osman’ın bu kadarcık olsun himayesi olmasaydı kim bilir ne hale düşecekti.”

Bir röportajda söylenen bu sözlerin sahibi, kendisi de bir radyolog ve cerrah olan ve radyasyonun yol açtığı sorunlar nedeniyle olduğu ameliyatlardan birinde hayatını kaybeden Dr. Mim Kemal Öke‘dir.

Dr. Mazhar Osman ise İbrahim Vasıf’ın ölümünün hemen ardından şunları söylüyordu:

“Yalnız Gülhane Seririyatı, çarmıha gerilen İsa’nın, Kerbela’da kafası gövdesinden ayrılan Hüseyin’in işkencelerinden fazla hayatın zahmetini çekmiş bu mütevazi kahramanı samimi bir merasimle mezara götürdü ve bu suretle cidden hepimize bir fazilet dersi verdi. Herhangi bir gösteriye genci ihtiyarı birbiriyle yarışırcasına koşan koca fakültede bu mazlum hekimin cenazesinde bir kimse yoktu. Haberleri olamazdı, vakitleri olamazdı, çünkü İbrahim’in cenazesinde bulunmaktan bir menfaat beklenilemezdi. Fakat daha iyi oldu. nezih ve temiz İbrahim’in cenazesi en büyük bir samimiyetle kalktı. Acıyanların taktir edenlerin elleriyle gömüldü.”

Dr. Mim Kemal Öke ve Dr. Mazhar Osman’ın tüm bilgelik ve sezgileriyle işaret ettikleri hayat gerçeği Dr. İbrahim Vasıf Bey’e mezarda da eşlik eder. Öyle ki, gömüldüğü Edirnekapı Şehitliği‘ndeki mezar yeri bugün artık belli değil. Zaten hayatın ona pek cömert davrandığı da söylenemez.

Dr. İbrahim Vasıf Bey 1879 yılında Bursa’da doğar. Babasını küçük yaşta kaybettiği için amacısı Halep Tümen Kumandanı Sait Paşa onu yanına alır ve çocukluğu amcasının yanında Rumeli ve Suriye’de geçer. Kuleli Askeri İdadisi’ni ve 1904’te Askeri Tıbbiye’yi bitirir. Ardından Gülhane Seririyat Hastanesi‘nde önce staj, ardından asistanlık yapar. Buradaki başarılarından dolayı radyoloji kürsü şefliğine atanır ve bundan sonra hem radyolog olarak çalışır hem de stajyer öğrencilere hocalık yapar. Onun ileride ölümüne neden olan ellerindeki yaralar bu hastanede, Balkan Savaşı döneminde (1912-1913) binlerce yaralı askerin röntgenlerini çekerken ortaya çıkar. Dr. İbrahim Vasıf Bey yıllar sonra o günler için şöyle demiştir:

“O zaman ağrılarından inleyen yaralılar dururken insan kendi hakkındaki tehlikeyi düşünemiyor.”

Birinci Dünya Savaşı sırasında haftada iki gün Gureba Hastanesi‘nde de çalışmaya başlar. Gülhane’de çalışırken iki kez ayağını kırdığı için emekliliğini ister ve yalnızca Gureba’da çalışmaya başlar. Ancak Mondros Mütarekesi‘nden sonra Damat Ferit Paşa hükümeti tarafından Gureba’dan çıkarılır. İstanbul’un kurtuluşuna kadar kendi muayenehanesinde çalışır. Kurtuluş Savaşı ardından yeniden Gureba’ya atanır ve ameliyatla elleri kesilinceye kadar (1924) buradaki görevini sürdürür. Bu yıllar için yine Dr. İbrahim Vasıf Bey’e kulak verelim:

“Bu durum, uzun müddet röntgen ışığına uğrayanlarda ortaya çıkan bir felakettir. Senelerce röntgen ışığına uğrayınca, ellerde nihayet radyodermatit denilen bir iltihap oluyor. Evvela kırmızılık ile başlayan bu hastalık yavaş yavaş yaraya tahavvül ediyor. Bu yaralar günden güne yayılıyor ve şiddetli ağrılar ortaya çıkarıyor.”

“1905 senesinden beri röntgencilik ederim. Vazifem ağırdır. Vücudum ve bilhassa ellerim, daimi surette ışına ve ışının tahribatına maruz kalıyordu. Bu hâlin neticesini biliyor ve görüyordum. Çaresini de biliyordum: Vazifeyi bırakmak. Fakat bunu yapamadım işte, tehlikeyi çalışmayı bırakmaya tercih ettim. Mümkün olduğu kadar kendimi korumakla yetinmeye çalıştım. Doktor arkadaşlarım bugünkü akıbeti geciktirmek için azami fedakarlığı sarf ettiler, fakat maraz büyüdü. Nihayet ellerimin kesilmesi lâzım geldi.”

Operatör Orhan Bey tarafından yapılan ameliyat ile sağ eli bileğinden, sol elin ise baş ve işaret parmağı dışındaki parmakları kesilir. Tıbbiyeden arkadaşı ve dönemin sağlık bakanı Dr. Refik Saydam aracılığıyla kendisine 1.000 lira yardım  yapılması sağlanır ve maaş bağlanması için kanun teklifi verilir. Ancak ameliyata rağmen sağ elindeki yaralar ilerlemeye devam eder ve dört ay sonra ikinci bir ameliyat olmak zorunda kalır. Doktor Mim Kemal Öke tarafından yapılan bu ameliyat ile sağ kolu dirsek üzerinden kesilir. Aynı dönemde kanun onaylanır ve kendisine yaşadığı sürece verilmek üzere 50 lira maaş bağlanır. Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkmış fakir bir milletin kendisine verdiği 1.000 lira ile 50 lira maaş için Dr. İbrahim Vasıf Bey’in “son nefesine kadar bu lütfa şükür ediyor” olduğunu Dr. Mazhar Osman bildirir.

Ancak Dr. İbrahim Vasıf Bey’in vücudu çok zayıf düşmüştür. İkinci ameliyattan yaklaşık bir buçuk yıl sonra önce grip olur, hastalık zatüreye dönüşür, ardından ciğerlerinde su toplar ve yaklaşık dört aylık bu hastalık döneminden sonra 1926’da hayata veda eder.

Bugün mezarının yeri bile bilinmeyen Dr. İbrahim Vasıf Bey’in şerefli ve acılı hayatı kısaca böyledir. Şüphesiz, o,  bir bilim şehididir ve bilim tarihinin doruklara yönelmiş patikaları boyunca onun gibi şanlı ölüler yatar. Ama o aynı zamanda radyasyon kaynaklı meslek hastalığı nedeniyle bir görev kurbanıdır. Ölümünden önce kendisiyle yapılan bir röportajda sorulan “fen bunun tedavisinden aciz midir” sorusuna şu yanıtı verir:

“Üzülerek söylemeliyim ki acizdir. Eller ışığın çok yakınında bunulduğu için etkisini evvela orada gösteriyor, sonra bütün vücuda yayılıyor. Bundan korunmak için eldivenler, siperlikler, göğüslükler var ise de etkisi çok azdır. Avrupa’da da çok kurbanlar verildi. Bugün Avrupa’da başka yöntemlere başvurulur. Mesela hasta başka bir odada uzman doktor da röntgen ışığı giremeyecek şekilde duvarlarla ayrılmış diğer bir odada bulunuyor. Uzman bulunduğu odadan aleti yöneterek görevini yapıyor. Fakat bunu bizde uygulamak mümkün olamadı.”

Dr. İbrahim Vasıf Bey ile Prof. Dr. C. Çınar Başekim hocamızın yazdığı bir kitap sayesinde, tesadüfen tanıştım: İlk Röntgen Şehidimiz Dr. İbrahim Vasıf..  Zaten yukarıda yazdıklarım da bu kitaptaki bilgilerin kendi meşrebimce derlenmiş halidir. Tamamı okunmalı ve böylece Dr. İbrahim Vasıf Bey’i unutulmuşluğun kuyusundan çıkarma çabası için Başekim hocaya bir el verilmelidir.

Ancak, son sayfayı da okuyup, kitabın kapağını kapattığımda aklımdaki soru şuydu: Bugün ülkemizde meslek hastalığı tanısı alarak ya da meslek hastalığı olduğunu bile bilmeden ölen, ya da malul kalan kişiler için Dr. İbrahim Vasıf Bey’in şu sözleri ne kadar geçerlidir? “Fakat bunu bizde uygulamak mümkün olamadı..”

Site içeriklerimiz sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*