Hasköy Tersanesi 1929-1944 hasta kayıt defterleri

Hasköy Tersanesi – 1914 (Kaynak: Hasta Kayıt Defterlerine Göre Hasköy Tersanesi Çalışanlarının Sağlık ve İş Güvenliği Profili; Murat Koraltürk)

Murat Koraltürk’ün Hasköy Tersanesi hakkında yürüttüğü bu çalışma ulusal tıp tarihimizi iş sağlığı ve güvenliği gözüyle yazma görevini yeniden hatırlatıyor.

7 Aralık 2020’de, Kovid-19 salgını nedeniyle hayatını kaybedenler arasında Haliç Tersanesi eski müdürü ve gemi inşa mühendisi Ali Can Bey de vardır. Ali Can Bey, hayattayken, Murat Koraltürk‘e Hasköy Tersanesi’nin işleyişine dair çok değerli bilgiler verir.

Murat Koraltürk, ayrıca, Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Arşivi eski müdürü Ali Bozoğlu sayesinde “mezuniyet” ve “hastalar” defterlerine de ulaşır.

Böylece, Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Murat Koraltürk Hasköy Tersanesi ile ilgili önemli bir iş sağlığı ve güvenliği tarihi araştırmasını hayata geçirir.

Biliyorsunuz, Hasköy Tersanesi artık yok. 1997 yılında Rahmi M. Koç Müzesi tarafından satın alındığında bir yıkıntı durumundaydı. 2001 yılında restore edildi ve müze alanına katıldı. Tersanenin tarihi ise Şirket-i Hayriye’ye dayanmaktadır.

İstanbul ile Boğaziçi iskeleleri arasında o güne kadar kayıklar ile yürütülen yolcu taşıma işini, buharlı gemilerle, daha güvenli ve konforlu bir biçimde sağlamak için, 1851’de, Cevdet ve Fuat Paşaların girişimleri ile Şirket-i Hayriye kurulur. Şirket-i Hayriye 1945’te satın alınıp Devlet Denizyolları İşletmesi’ne katılıncaya kadar görevini layıkıyla yerine getirir. Öyle ki, daha önce sayfiye yeri olarak kullanılan Boğaziçi, bu ulaşım kolaylığı sayesinde şenlenir, yerleşim yaygınlaşır.

Kaynak: Hasta Kayıt Defterlerine Göre Hasköy Tersanesi Çalışanlarının Sağlık ve İş Güvenliği Profili; Murat Koraltürk

Şirket-i Hayriye’nin tarihi boyunca 77 tane gemisi olur, bunların 75 tanesi yurt dışından satın alınır. Bu gemilerin bakım ve onarımı için 1861 yılında Haliç‘te Hasköy Tersanesi kurulur. Hasköy Tersanesi’nde 1937 ve 1938 yıllarında, bu 77 geminin satın alınmayan ikisi, Kocataş ve Sarıyer inşa edilerek denize indirilir. Şirket-i Hayriye’nin 1945’te satın alınmasıyla birlikte Hasköy Tersanesi, Devlet Denizyolları ve Limanları Umum Müdürlüğü‘ne devredilir. Tersane en son 1984 yılında Türkiye Gemi Sanayi A.Ş.‘ye bağlanır. Bir süre daha görevini yerine getiren tersane, sonrasında kapatılıp terkedilir.

Şirket-i Hayriye, herhangi bir yasal zorunluluk olmamasına rağmen, 1910’lardan itibaren bünyesinde “şirket tabibi” yani işyeri hekimi çalıştırmaya başlar. Bu amaçla Şirket-i Hayriye Başhekimliği ve Hasköy Tersanesi kastedilerek Şirket-i Hayriye Fabrika Hekimliği kurulur. Hekimler hastalık ve kaza hallerinde işyerinde ve gerektiğinde evlerine giderek, çalışanlara tıbbi hizmet sunarlar. Bu hizmetlerin tıbbi kayıtları Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Arşivi’nde bulunan “mezuniyet defterleri” ve “hastalar defterleri“dir. Mezuniyet defterinde çalışanların ne gerekçe ile ve ne kadar süreyle, hangi tarihler arasında izin kullandıklarının yanı sıra hastalık kaynaklı raporlu olunan günlere dair kayıtlar da bulunmaktadır. Hastalar defterinde ise yalnızca hastalık ve sağlık sorunları nedeniyle alınan izin ve rapor kayıtları bulunmaktadır.

Murat Koraltürk, araştırması sırasında, 1929-1935 yıllarını kapsayan beş adet mezuniyet defterine ve 1936-1945 yıllarına ait kayıtları içeren beş adet hastalar defterine ulaşır. Bu on defterden ikisinde, yani Şirket-i Hayriye Hasköy Fabrikası Amelesi Hastalar Defteri ve Şirket-i Hayriye İdare-i Merkeziye ve Hasköy Fabrikası Mezuniyet Defteri‘nde Hasköy Tersanesi çalışanlarının kayıtları yer almaktadır ve çalışmasını bu iki defterdeki verilere dayandırır.

Koraltürk defterlerdeki bilgilerin yeterliliği konusunda şunu söylemektedir: “İki defterde toplam 118 işçiye ait toplam 294 hastalık ve sağlık sorunları ile ilgili kayıtlar bulunmaktadır. Bu defterlere bütün sağlık sorunlarına dair vakaların eksiksiz kaydedildiği söylenemez. Gerek dosya bazında gerek defter bazında işçi sicil kayıtları incelendiğinde, kimi işçilerin bazı sağlık sorunlarının bu defterlere yansımadığı görülür. Ancak özellikle vakalar sınıflandırıldığında bu defterlerde yer alan kayıtların Hasköy Tersanesi çalışanlarının sağlık profillerine dair, özellikle iş kazalarına ilişkin durumu yansıtma kabiliyeti olduğu söylenebilir.

Murat Koraltürk “Hasta Kayıt Defterlerine Göre Hasköy Tersanesi Çalışanlarının Sağlık ve İş Güvenliği Profili” çalışmasında hastalıkları bugün kullandığımız İCD-10 tanı kodu sistemine göre sınıflandırır, meslekleri gruplandırır ve sonra hastalıkların ve sağlık raporlarının hangi mesleklerde daha sık görüldüğünü inceler ve çalışmasında ayrıntılı olarak gösterir.

Rahmi M. Koç Müzesi © Kadir Kır

Bu ayrıntılara girmeyeceğim. Ama defterlerdeki kayıtların önemli bir bölümü iş kazası kapsamındaki sağlık sorunlarıdır. Meslek hastalıklarıyla ilgili olan yönü hakkında ise Koraltürk şunları söylemektedir: “Hasköy Tersanesi çalışanlarının karşılaştıkları sağlık sorunları içinde iş kazası olarak nitelendirilebilecek olanları ayırmak daha kolayken, vakaların hangilerinin meslek hastalığı olabileceğini söylemek daha zordur. Bununla birlikte örneğin “Kas İskelet Sistemi ve Bağ Dokusu Hastalıkları” kapsamına giren bel ağrısı vakalarını meslek hastalığı olarak nitelemek mümkündür. “Solunum Sistemi Hastalıkları” arasında yer alan zatürre vakalarının da tersanede işçilerin soğuk ve elverişsiz koşullarda çalışmaları ile ilgili olduğu söylenebilir.

Buraya kadar anlattıklarım, Murat Koraltürk’ün çalışmasının makul bir özeti şeklindedir. Ancak konuyla ilgili bir noktanın altını çizmek istiyorum. Bunu yaparken de, Koraltürk, örneği zatürreden verdiği için, oradan devam edeceğim.

Söz konusu dönemde Şirket-i Hayriye’nin işlettiği gemiler, teknesi çelik sac ya da ahşap olan buharlı gemilerdir. Bu da, asıl işleri bu gemilerin bakımı ve onarımı olan tersane çalışanlarını solunum sistemine ait alerji, astım ya da kanser hastalıklarına çok açık hale getirir. Yani belki de o tersane işçisinin hastalığı zatürre ya da zatülcenp olarak değil, işe bağlı akciğer kanserinin bir sonucu olarak tanımlanmayı hakediyordu ve çalışanın mesleği de, kapalı gemi iç alanlarında bu işi yapan bir kaynakçı ustasıydı.

Bilgimizin tarihsel olarak eksikliğinden kaynaklı doğal zaaflar anlışılır bir şeydir. Ancak, bugünkü daha gelişkin bilgimizle geriye dönüp bu zaafın bertaraf edilmesi mümkündür. Bunun yolu ise, belirtilere ve koşullara odaklanmaktan geçer.

Murat Koraltürk hocam tarihçi kökenli bir iktisat öğretim üyesi olarak, konuya iktisat tarihi olarak yaklaşmış. Açıkçası, uzmanı olmadığı bir alanda cesaretini nazikçe kullanarak, iş sağlığı ve güvenliği için de çok değerli olan bir çalışmaya imza atmış. Bu yüzden teşekkür ve saygıdan başka bir şeyi haketmiyor.

Ancak, bu alandaki literatürün acıklı eksikliğine bakılarak, şu soru sorulmayı hakediyor: Ulusal tıp tarihimizi iş sağlığı ve güvenliği gözüyle yazma görevinin gerçek sahipleri kimler?

Site içeriklerimiz sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yorum

  1. Dr. Murat KORALTÜK’ün çalışmasını bir an önce okumayı istiyorum. Çok değerli. Paragrafın sonundaki yorum ise kapsamlı, çok disiplinli bir proje olmalı.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*