Hasan Hüseyin Karalar’ın dünyası Silikozis nedeniyle nasıl karardı?

Silikozisli ve tüberkülozlu (veremli) bir madenci akciğeri…

Bilecik Bozüyük’teki seramik sektöründe 26 yıl çalışmış ve bu sırada silikozis hastalığına yakalanmış olan 55 yaşındaki Hasan Hüseyin Karalar’ın hikayesi..

Silikozis hastası 55 yaşındaki Hasan Hüseyin Karalar, Bilecik Bozüyük’te seramik sektöründe 26 yıl çalışmış. Hemen herkesin evlerinde bulunan seramik banyo ve karo ürünlerini üreten, Türkiye’nin en büyük holdinglerinden birisine ait işyerine 55 yıllık ömrünün neredeyse yarısını vermiş. Çalışırken işyerinde alınmayan önlemler nedeniyle silikozis hastalığına yakalanan Karalar, hastalığına rağmen “Az üretim yapıyorsun” diye baskı görmüş. Baskılar nedeniyle psikolojisi bozulup artık nefes de alamayacak duruma gelince malulen emekli olmuş.

Üç kuruş daha çok kâr etmek için söndürülen ciğerler, tedavisi olmayan bir hastalıkla yaşamak durumunda bırakılan, para ile tüm hukuksal hakları ellerinden alınan, hatta konuşmaları bile yasaklanan işçilerin dramı var Karalar’ın yaşam öyküsünde. Dünyası karartılan işçilerin can bedelinin ne kadar ucuz olduğunun ve bu işte sorumluluğu bulunanların da yasalar karşısında nasıl korunduğunun en açık örneklerinden birisi onun yaşadıkları…

‘SİGARADAN RAHATSIZLANDIĞIMI DÜŞÜNÜP, SİGARAYI BIRAKTIM’

1989 ile 2015 tarihleri arasında Bozüyük’teki Eczacıbaşı Yapı Gereçleri firmasında çalışan H. Hüseyin Karalar’ın sağlığında ilk bozulmalar 2011 yılında başlamış.

Çalıştığı ortamın tozlu ve gürültülü olduğunu söyleyen Karalar, nefes almakta zorlanma ve kulaklarında duyma sorunları yaşamaya başlamış. Karalar ilk rahatsızlıkların başladığı süreci şöyle anlattı; “Kendimde bir efor kaybı, nefes almakta zorluk, güç kaybı yaşadım. İlk etapta doktora gitmedim, sigarayı bıraktım. Sigara içtiğimden ötürü rahatsızlandığımı düşündüm. Sigarayı bıraktıktan 2 ay sonra rahatsızlıklarımın hâlâ devam ettiğini gördüm”.

İş yerinde çekilen akciğer filminde bir anormallik görülmesi üzerine Sakarya Devlet Hastanesine sevk edilen Karalar’a burada “tüberküloz” teşhisi konulmuş. Daha sonra gittiği Bozüyük Devlet Hastanesinde göğüs doktoru ilk kez “Büyük olasılıkla mesleki bir hastalığınız var” demiş. İşyeri hekimine de Karalar’ın meslek hastalıkları hastanesine sevk edilmesi gerektiği yönünde görüş bildiren bir yazı göndermiş.

Bundan sonra Ankara Meslek Hastalıkları Hastanesi ile Bozüyük arasında 2013-2014 yılları arasında gidiş gelişler başlamış. Sağlığının gittikçe bozulması ve buna bağlı olarak işyerindeki iş gücü kaybı nedeniyle gördüğü baskının artması sonucu Karalar 2014 yılında nefes darlığı ve işitme kaybı gerekçe gösterilerek malulen emekli edilmiş. Karalar’a silikozis teşhisi ise emekli olduktan sonra, 2017 yılının nisan ayında gittiği İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesi tarafından konulmuş.

HASTA OLANA KADAR MASKE VERMEDİLER

Karalar, çalıştığı işyerinde kendisinin dışında da birçok arkadaşının silikozise yakalandığını söylüyor. “2010-2012 yıllarında işyerinden silikozis teşhisleri gelmeye başladı. Özellikle benim çalıştığım sırlama bölümünden. Çünkü sırlamada yüzde 30 civarında silika maddesi kullanılır. Hem topraktaki kimyasallara hem sırın içindeki kimyasallara maruz kaldık” diyor nasıl silikozis hastası olduklarını anlatırken.

‘2.5 YIL AYNI MASKEYİ KULLANDIM’

İşyerinde çalışırken maske ya da koruyucu elbise verilip verilmediğine dair sorumuzun yanıtı işçilerin yaşamının patronlar gözünde ne kadar ucuz olduğunun bir göstergesi; “2011 yılında tüberküloz teşhisi konulana kadar bana maske verilmedi. 2011 yılında maske verildiğinde ise sadece bana verildi. Benimle aynı işi yapan arkadaşlarıma verilmedi. Ondan sonra ilerleyen süreçlerde 2012 -2013’te meslek hastalıkları tanıları peş peşe gelmeye başlayınca, yani sayılarımız 100’lere dayanınca maske verilmeye başlandı. Ben iki buçuk yıl aynı maskeyi kullandım! Oysa bizim 3M dediğimiz maskelerin 6 ayda bir değiştirilmesi lazım. Maske ile çalışmak da sıcak ortamda çok zor bir şey. Yüzüm terliyor, nefes alamıyorum. Zaten nefes darlığım var!..”

‘HASTALIĞIMA RAĞMEN AZ ÜRETİYORSUN BASKISI GÖRDÜM’

Hastalığı nedeniyle güç kaybı yaşayan ve bu nedenle de eskisi kadar üretim yapamayan Karalar’a işyerindeki şef ve ustabaşından baskı yapılmaya başlamış. Karalar psikolojisinin bozulmasına yol açacak kadar ileri giden bu baskıları şöyle anlattı; “Yanımdaki insanlar 150 üretim yapıyor ben maske ile çalışıyorum, 140’ta, 135’te kalıyorum. Bu sefer de üretimi düşük yaptığım için baskı altına alındım. Ustabaşı, şef sürekli odaya çağırıyorlar, uyarıyorlar, ‘Seni verim komisyonuna sevk ederiz. Bak, bunlar insan da, sen insan değil misin?’ gibi sorulara muhatap oldum. O dönemde büyük bir ruhsal çöküntü de yaşadım. Çabalıyorum fakat gücüm yetmiyor. Beni bir yıl boyunca kameranın önünde çalıştırarak takip ettiler. İşi kasıtlı mı ihmal ediyorum diye? Fakat benim elimden gelen buydu. Hastalığımı defalarca söyledim ama sürekli baskı altına alındım. 2014 yılında psikolojik tedavi görmeye başladım. Tedavim 2015 yılında emekli olduktan sonra da devam etti”.

26 İŞÇİDEN 25’İ UZLAŞARAK DAVADAN VAZGEÇTİ

Silikozis teşhisi konduktan sonra avukat tutup maddi manevi tazminat ve sağlığının bozulmasından sorumlu tuttuğu şirket yöneticileri hakkında ceza davası açmış Karalar. “Ceza davası benden evvel diğer işçi arkadaşların açtığı davalarla birleştirildi. Benle beraber 26 kişi olduk. 100 civarında da maddi manevi tazminat davaları vardı. Şirket 2021 yılının sonlarına doğru uzlaşma uygulamasını başlattı. Uzlaşan işçilere alacaklarını, haklarını ödemeye başladı. Bunun üzerine 50-60 kişi uzlaşmadan yararlandı, dosyalarını geri çekti”.

UZLAŞAN İŞÇİLERE HER ŞEY YASAK!

Yıllarca sürecek hukuksal mücadeleyi göze alamayıp mecburen uzlaşmayı seçen işçilerin işveren avukatlarıyla teke tek görüştüklerini aktaran Karalar, kimin ne kadara uzlaştığının da bu görüşmelerde her işçi için ayrı ayrı belirlendiğini anlattı. “Rakamlar kimseye verilmiyor. Sadece avukatınız gidiyor, her kişi tek tek uzlaşıyor. Uzlaşmanın metinleri diğer kişilerle paylaşılmıyor. Kimisi 300 bin liraya, kimisi 200 bine, kimisi daha düşük miktara uzlaştı. Uzlaşmaya oturan silikozis hastalarına yürüyüş, toplantı, basına açıklama yapmak gibi konularda yasaklar getirildi. Bunun için bir protokol imzalattılar. Karşılığında maddi yükümlülükler konuldu.”

BEN DE AKCİĞER KANSERİNDEN ÖLECEĞİM

“Peki siz neden uzlaşmaya oturmadınız” sorumuza Karalar kendisi ile ilgili korkunç bir gelecek öngörüsünü de içeren şu yanıtı verdi; “Birinci sebebim, yaşamış olduğum iş yerindeki sıkıntılar ve haksızlıklar. İkincisi de bu silikozis hastalığından ve akciğer rahatsızlığından bir sürü arkadaşımı kaybettim. Onlara karşı manevi sorumluluğum vardı. Birinin bu işi yapması lazımdı. Çalıştığım bölümden birçok arkadaşımı kaybettim. 10 kişinin üzerinde vefat etti birkaç yıl içerisinde. 23 tane arkadaşım silikozis tanısı konmadan geçmiş yıllarda vefat ettiler. Hepsi akciğer kanserinden! Bende şu anda kanser yok fakat 17 kez tomografi çekildi. İleride ben de büyük olasılıkla akciğer kanserinden vefat edeceğim!..”

SORUMLU MÜDÜRE SADECE 10 AY CEZA!

Karalar’ın sürdürdüğü ceza davası açıldıktan beş yıl sonra sonuçlanmış. “Davanın fabrika müdürleri ve işyeri hekimini de içine alacak şekilde genişlemesini istedik. Kabul edilmedi. Oysa ki bunların da doğrudan sorumluluğu var tüm hastalıklarda. Mahkeme sonucunda bölümün sorumlu müdürü için 3 ay çalışma hak mahrumiyeti ve 1 yıl hapis cezası verildi. Sabıkasız oluşu, iyi hali dikkate alınarak 2 ay indirim uygulandı. Kalan 10 aylık hapis cezası için denetimli serbestlik hükümleri uygulanacak”.

SİLİKOZİSİ DUYAN KİMSE İŞ VERMİYOR BANA

Silikozis hastası olarak emekli olduktan sonraki yaşamını nasıl sürdürdüğünü ve yeni bir işe girme çabası olup olmadığını sorduğumuz Karalar’ın anlattıkları silikozis hastalarının sadece sağlık sorunu değil ekonomik olarak da çok zor bir yaşam sürdürdüklerini ve çalışma hayatından kopmak zorunda kaldıklarını gösteriyor. “Altı yıldır İŞKUR’a kayıtlıyım. İş görüşmelerine gidiyorum. Meslek hastası olduğumu öğrenince hiç kimse iş vermiyor. Köyde arazim vardı, satarak harçlığımı giderdim ilk etapta. Maaşım yetmediği için almış olduğum tazminat da bitti. Epey zor bir durumdayız. Yine de hastalığın ilerlemiş safhalarında, tekerlekli sandalyeye mahkum olan, solunum cihazıyla yaşayan arkadaşları gördükçe hamdolsun diyorum. Şu an için kendi ihtiyaçlarımı giderebiliyorum. Düz yolda yürüyebiliyor fakat rampa, merdiven çıkma veya efor gerektiren işlerin hiçbirini yapamıyorum. Bu da beni maddi yönden sıkıştırıyor. Evlenecek çocuklarım var. Elimden geldiğince kişisel harcamalardan temizlik, giyim kuşamdan kısıyoruz.”

PATRONLAR GEÇMİŞ OLSUN DEMEK İÇİN BİLE ARAMADILAR

Karalar, ömrünün 26 yılını verdiği işyerine ciğerlerini bırakarak ayrılmak durumunda kaldıktan sonra patronlar tarafından bir kere bile aranmadığını söylüyor; “Hiçbir şekilde işyerinden ‘Geçmiş olsun bir ihtiyacın var mı, bir sıkıntın var mı?’ denmedi. Muhatap alınmadık.”

Hasan Hüseyin Karalar şimdi Bozüyük’te bir yandan kendisini sakatlayan patronlardan hakkını arıyor öbür tarafta yaralanmış ciğerleriyle yaşama tutunmaya çalışıyor…

(Özer Akdemir – Evrensel)

Anket

Enflasyon ve döviz kuru artışından sonra işyerinizde dağıtılan KKD'lerin kalitesi düşürüldü veya sayısı ya da verilme sıklığı azaltıldı mı?

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

Site içeriklerimiz sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*