Fizyoterapistler endüstriyel alanda neden yok?

Ağır işkollarında üretim gösteren fabrikalarda neden fizyoterapist çalışmıyor? İşin insana uydurulması konusunda, fizyoterapistin olması değişim yaratır mı?

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon bölümü öğrencileri olarak “Endüstride Fizyoterapi” adında bir ders alıyoruz. Mesleki rehabilitasyon, ergonomik çalışma yeri düzenlemeleri, mesleki kas iskelet sistemi hastalıklarına yönelik rehabilitasyon gibi konuların işlendiği bu derste; insani çalışma koşullarının nasıl olması gerektiği ve fizyoterapistlerin bu alanlarda neler yapabildikleri bu dersin işlediği konular arasında yer alıyor. Önemli olanın; “insanın işe değil, işin insana uydurulması” olduğunu ve bununla ilgili çeşitli fonksiyonlara göre hangi değerlendirme ve ergonomik düzenlemeleri yapabileceğimizi bizlere anlatıyor hocalarımız. Derste bize çokça tanımı yapılan; işin insana uydurulması, çalışabilirlik, ergonomik koşullar gibi birçok isim alan bu kavramlar, “insani çalışma koşulları” olarak nitelendirilmelidir.

FABRİKALARDA FİZYOTERAPİSTE İHTİYAÇ VAR

Bu tanımlar eşliğinde işyerlerinde neden fizyoterapistlerin olmadığını düşünelim. Endüstri alanında çalışan fizyoterapist sayısının az olduğunu, fizyoterapistlerin endüstriyel alanlarda çalışmaya “rağbet göstermediklerini” ve buralara yönelebileceğimizi duyuyoruz çoğu zaman. Örneğin aynı sınıfta okuduğum bir arkadaşımla konuştuğumda; bu dersin teoride kaldığını ve uygulanabilirlik alanlarının olduğuna inanmadığını belirtiyor. Manisa’daki fabrikalarda çalışma koşullarını örnek göstererek, özellikle pandemi döneminde işçilerin 10 saatin üstünde çalıştıklarını söyleyerek, “Fiziki koşulları geçtim, sadece 8-10 saat çalışmak bile postural anlamda ağır bir yük demektir. Her anlamda fizyoterapiste ihtiyaç vardır” diyor. Peki bu sorun fizyoterapistlerin bu alanlara yönelmemesiyle açıklanabilir mi? Örneğin fiziki açıdan birçok meslek hastalığının görüldüğü ağır işkollarında üretim gösteren fabrikalarda neden fizyoterapist çalışmıyor? Üretimin çarkları patrondan yana dönerken, işin insana uydurulması konusunda, fizyoterapistin olması değişim yaratır mı?

 “FİZYOTERAPİST; YENİDEN ÜRETİMİN DEĞİL, SAĞLIK HİZMETİNİN BİR PARÇASIDIR”

Burada temel mesele istihdam sorunuyla birlikte, kadro açılsa bile endüstriyel alanda fizyoterapistlerin yeniden üretimin bir parçası olacağı sorunudur. Bir fizyoterapistin görevi; işçiyi daha fazla üretim yapmaya hazırlamak değil, ergonomik ve fiziki açıdan daha iyi koşullarda çalışabilmesini sağlamak olmalıdır. Emeğin; sermayenin daha fazla kâr elde etmesi için fiziksel anlamda da bir yeniden üretimin sağlanması için “insanın işe uydurulması” başlığının “işin insana uydurulması” kavramının yerini alacağını biliyoruz. Temel hedefin daha az işçiyle daha fazla üretim yapmak olmadığı bir sistemde; yani insani koşullarda çalışılan bir sistemde şüphesiz ki fizyoterapistin görevi de başka olacaktır. Aslında bu görev mesleki tanımımızın %100 karşılığı olacaktır.

SOVYET DENEYİMİ EN BÜYÜK ÖRNEK

Bunun bir örneğini 2017 yılında Evrensel Gazetesi’nin eki olan Ekmek ve Gül Dergisi’nde detaylıca incelenen; Sovyet Rusya’da çikolata ve şekerleme üreten Kızıl Ekim Fabrikası’nda görebiliyoruz. Moskova’da “SSCB’de Kadınların Hak Eşitliği” konulu uluslararası seminer kapsamında Kızıl Ekim Fabrikası’nı ziyaret eden katılımcılara fabrika müdürü Anna Grinenko bilgi veriyor. “Önleyici Sağlık Hizmetleri” kapsamında çok büyük olmayan bir fabrika polikliniklerinin olduğunu söyleyen Grinenko, “Kadın hastalıkları için bir hekimimiz, iki diş hekimimiz –biri akşam, biri sabah geliyor–, bir cerrah, iki dahiliye uzmanı, bir nörolog, bir fizyoterapist ve bir radyolog, ayrıca fizyoterapi için bir muayene odamız mevcut” diyerek derslerde gördüğümüz “ergonomik koşulların” nasıl sağlandığından bahsediyor. 1956 yılında, SSCB’de bir fabrikada işçilerin biyopsikososyal açıdan tam iyilik halinin yaratıldığı koşullar hakimken, bu multidisipliner çalışmanın bir parçasının da fizyoterapistler olduğunu görüyoruz. Bu tarafta da 2020 yılında Manisa’da, yaklaşık 18 bin işçinin çalıştığı VESTEL fabrikasında pandemi dönemi başta olmak üzere, işçilerin hayatının hiçe sayıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız.

“İŞÇİLER İÇİN HAYATİ, PATRONLAR İÇİN ZORUNLULUK”

Endüstriyel alanlara fizyoterapist bulundurma zorunluluğu getirilse dahi, kapitalist sistem açısından mesleki gerekliliklerimizle patronların çıkarlarının bir olmayacağını söyleyebiliriz. Tabii bu durum endüstriyel alanda çalışan bütün sağlık çalışanları veya iş sağlığı ve güvenliği uzmanları açısından da aynıdır. Görüyoruz ki, sistemin ihtiyaçları baz alındığında; işyeri hekimi, iş sağlığı ve güvenliği uzmanları gibi işçiler için “hayati” fakat patronlar için sadece bir “zorunluluk”tan ibaret olan bu mesleklerin yanında işyeri fizyoterapisti veya endüstriyel fizyoterapi “lüks” bir mesleki alan olarak nitelendiriliyor. Bütün sağlık ve iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri gibi fizyoterapistlerin de endüstriyel alanda olması işçi sağlığı için elzemdir. Fakat bunların denetlenmesi, patronların tekelinden çıkarılmalıdır; işte o zaman “Endüstride Fizyoterapi” dersi pratikte bir karşılık bulacaktır.

Eylem Demirhan (Celal Bayar Üniversitesi) – Evrensel

Site içeriklerimiz sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*