Dr. İbrahim Kurt (Tez Medikal) yanıtlıyor

Dr. İbrahim Kurt

1. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 2012 yılında çıktı ve bugün iş sağlığı ve güvenliği (İSG) hizmetinin yaklaşık yüzde sekseninin ortak sağlık ve güvenlik birimleri (OSGB) aracılığıyla verildiği tahmin ediliyor. İşverenler İSG hizmetini doğrudan İSG profesyonellerinden, yani işyeri hekimlerinden, iş güvenliği uzmanlarından ve işyeri hemşirelerinden de alabiliyorken, yedi buçuk yıl gibi kısa sayılabilecek bir sürede, İSG hizmeti sunumunda OSGB’lerin egemen hale gelebilmesinin nedeni nedir?

Uygulamadaki kanuna göre, yaklaşık 790 bin işyerinin iş sağlığı güvenliği hizmeti alması gerekirken, bu sayının yaklaşık yarısı hizmet almamaktadır. Bizim tahminimize göre, hizmet almakta olan işyerlerinin %70 civarındaki oranı OSGB’lerden hizmet almaktadır. Bunu nedeni;

a) Uzmanlaşma ihtiyacı: Bazı şirketler bu konudaki süreci işletmektedir.
b) Maliyet yönetimi: İstihdam maliyetlerine göre piyasadaki akıl dışı fiyatlar nedeni ile kimi durumlarda %50’ye yakın daha düşük maliyetlerle hizmet almaktadır.
c) Mevcut risklerin kısmen devredilmesi: Burada da mevzuat kaynaklı müteselsil sorumluluk yanında sözleşmelerde yer alan ve çoğu OSGB’nin dikkat etmeden imzaladığı maddi risklerin tazmin yoluyla devredilmesi söz konusudur.

Tek tek ve bu üç unsurun bir araya gelmesi ile beraber, şirketlerin İSG hizmetlerini OSGB’den alma süreci güçlenmiştir.

2. Yine de hizmeti hâlâ doğrudan İSG profesyonellerinden alan yaklaşık yüzde yirmilik önemli bir oran var. Bu işyerleri neden OSGB’lerden hizmet almıyor? Zaman içinde bu oran nasıl değişecek?

Bunun nedeni; özellikle kurumsal şirketler ve çok uluslu şirketlerde oturmuş sistem ve kadrolardır. Ayrıca mevcut OSGB’lerin çok büyük çoğunluğunun kurumsallıktan uzak bir küçük esnaf kültürü ile davranması, kayıt dışılık ve kalifiye olmayan insan kaynağı istihdamları, son olarak da yine OSGB’lerin çok büyük bölümünde hizmet içi eğitim süreçlerinin ve insan kaynağı kalitesinin arttırılmasına yönelik çalışmalar yapılmaması da bunda önemli rol oynamaktadır. Mevcut konjonktürde OSGB işi, bana göre, bıçak sırtı bir durumdadır. İşin ticari sürdürülebilirliği kriz, tahsilat sorunu ve mevcut piyasa dinamikleri ile sürdürülebilir olmaktan uzak görünmektedir. OSGB şirketlerinin kurumsallaşması ile OSGB’den hizmet alma sürecinin artarak devam edeceğini düşünüyorum.

3. İstatistiklere göre, ülkemizde ortalama her gün beş işçi iş kazaları nedeniyle hayatını kaybediyor. İSG hizmetinin yüzde seksenini OSGB’lerin verdiği bu koşullarda, bu ölümlerin de yüzde sekseni OSGB’lerin hizmet verdiği işyerlerinde mi oluyor? Ya da, tersinden sorarsak, sahadaki iyi uygulama örneklerinin de yüzde sekseninin yaratıcısı OSGB’ler mi?

İş kazalarının, özellikle ölümlü iş kazalarının önemli kısmı belli sektörlerde gerçekleşmektedir. Ayrıca, kayıt dışılığın tekrar %50 ye çıktığı bu ortamda, kaza verilerinin de gerçeklerle tam olarak örtüştüğünü düşünmüyorum. OSGB’lerin çok büyük bölümünün sığ bir ticari mantıkla hareket ettiğini, uzun vadeli senaryolarının olmadığını, insan kaynağına ve süreç iyileşmesine yatırım yapmadıklarını, bu unsurlar çerçevesinde OSGB’lerin çok küçük bir azınlığının işi bilimsel, çağdaş ve insana yakışır bir biçimde yaptığını düşünüyorum. Dolayısıyla İSG kültürünün doğru şekillenmesine katkıda bulunan şirket sayısının son derece sınırlı olduğunu düşünüyorum. Sahadaki iyi uygulama örneklerinin de bu çok küçük azınlığın marifeti ile ortaya çıktığını düşünüyorum.

4. Başlangıçta, işverenler, İSG hizmetini, “birilerine ekmek kapısı yaratan”, “önerileriyle işyerine gereksiz masraf çıkaran”, “tespit ve öneri defteriyle işvereni devlete ispiyonlayan”, “çalışan ile işverenin arasını açan” bir dert olarak görüyordu ve bu yüzden çoğu işyerinde işler işverene rağmen yürütülmeye çalışılıyordu. Aradan geçen yedi buçuk yılın sonunda, işverenlerin İSG hizmetine bakışı değişti mi?

Geçen 7 yıl içerisinde aslında önemli bir değişim oluştu. Dolayısıyla işverenlerde de bu değişime uygun bir değişim olduğunu düşünüyorum. Ancak, bu kadar çabaya, maliyete ve ne yazık ki ölümlü ve ciddi yaralanmalı kazalara, ciddi iş gücü kayıplarına rağmen gelinen yerin çaba ve masrafa uygun bir seviyede olduğunu düşünmüyorum.

5. Bu yedi buçuk yılın tipik görünüşlerinden birisi, işyerleri ile OSGB’lerin, OSGB’ler ile işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının birbirlerini sık sık “değiştirmesi” oldu. Herkes kendisi için daha iyisini aradığından bu değişimler doğal kabul edilebilir. Ama bu sıklıkta olması normal mi? Bu sıklık bilginin ve deneyimin kurumsallaşmasının önünde engel olmuyor mu? Bu daha ne kadar sürer?

3000 eşiğinden bugünlerde 2400’lere gerileyen OSGB’lerin büyük çoğunluğunun konuya ve istihdama bakış açısındaki yanlışlar nedeni ile bu problemin olması gayet normal görünmektedir. Bunun da uzun süre devam edeceğini düşünüyorum. Ayrıca bir bu kadar korkutucu olan da sahadaki profesyonellerin kendilerine yatırım yapma, yetkinleşme yerine yalnızca kısa vadeli maddi kazanca dönük yaklaşımları da bu durumu tetiklemektedir. Gayet yerinde bir soru olarak, bu durum bilgi ve deneyimin kurumsallaşmasına büyük bir engel olarak durmaktadır.

6. OSGB’ler ile hem farklı sektörler, hem de aynı sektördeki farklı şehirler ve işyerleri arasında merkezi bir bağ oluşuyor. Hizmetin merkezileşmesi verinin de merkezileşmesi, dolayısıyla analiz ve çözümün de merkezileşmesi için fırsat demektir. OSGB’ler bu fırsatı ne ölçüde kullanabiliyorlar?

OSGB’lerin -bizim büyüklüğümüzdeki OSGB’ler de dahil olmak üzere- bu fırsatı doğru ve yeterli biçimde kullandığını düşünmüyorum. Ancak biz bu gücün ve fırsatın farkındayız. Buradaki eksiklerimizi ve zaaflarımız düzeltmeye çalışıyoruz.

7. Verdikleri hizmetin hukuki niteliğinden dolayı, OSGB’ler ile bünyelerindeki İSG profesyonelleri bir kader ortaklığı içinde. Bu durum, iki konuyu çok kritik hale getiriyor. Birincisi, bu profesyonellerin İSG’yi bir kariyer hedefi olarak görüp görmedikleri; ikincisi ise, bu profesyonellerin sürekli ve nitelikli mesleki eğitiminin sağlanıp sağlanmadığı. Her iki konuda durum nedir, neler yapılabilir?

Gerçekten de yapılan iş ve mevzuat çerçevesinde OSGB’ler ve İSG profesyonelleri tam bir kader ortaklığı içindedir. İSG hizmetlerinin hızlı bir şekilde istenilen seviyeye gelmesinin yolunun, giderek daha fazla İSG profesyonelinin kendi geleceğini İSG alanında görmesi ile ilintili olduğunu düşünüyorum. İSG profesyonellerinin sürekli ve gerekli mesleki eğitim konusunda daha talepkâr olduklarına tanık oluyorum. Ancak burada da çok geri durumda olduğumuzu söyleyebiliriz.

8. Bu yedi buçuk yıl içinde, abartısız, binlerce OSGB kuruldu. Bunların bir kısmı hiç aktif hale geçmedi, kapandı, battı ya da el değiştirdi. Ancak, özellikle son bir yıl içinde “satıp kurtulmak” isteyen OSGB haberleri kulağa çok fazla gelmeye başladı. OSGB kurtulunması gereken bir şey mi oldu? Sektörün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Bütün oyuncuların (devlet, işveren, OSGB’ler ve İSG profesyonelleri) yanlış pozisyonlandığı, İSG çözüm ortaklarının tedarikçi seviyesinde algılandığı, hizmet sektöründeki ödemeleri mal alımı gibi vadelendiren yaklaşımların varlığı, şirketlerde giderek artan satın alma ve fiyat baskısı, mevzuat konusundaki bir türlü giderilemeyen belirsizlikler, akıl dışı rekabet ve fiyatlamalar bu işten kurtulmak için yeterince motive edici görünüyor. Bu çerçevede, bu işin orta-uzun vadede kalıcı bir sektör haline gelmesi çok zor görünmektedir. Öte yandan bu durum uzun vadeli oyun planı olan OSGB’ler açısından başka fırsatlar doğurmaktadır.

İbrahim Kurt kimdir?

Sağlık sektöründe saygın bir geçmişe sahip olan Dr. İbrahim Kurt, 1959 yılında Tokat’ta doğdu, 1984 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1984 – 1988 yılları arasında kamu hastanelerinde yöneticilik yapan Dr.Kurt 1988-1992 yılları arasında Biyokimya ve Klinik Biyokimya ihtisasını tamamladı. 1993 yılında kamu görevinden ayrılarak, Özel Levent Hastanesi’nin yeniden yapılanmasına önderlik etti. 1995 yılında Medline Sağlık Hizmetleri’yle özel sektörde 4 milyon üyeli acil yardım sisteminin kurucusu oldu. Medline 1999 yılında yaşanan İzmit depreminde sağlık hizmetleri ve organizasyonlarında etkin rol oynadı. Dr.Kurt operasyonu bizzat yönetti. Nato ve Birleşmiş Milletler Habitat organizasyonları gibi birçok uluslararası toplantıya önemli katkılarda bulundu. Acil yardım ve ambulans hizmetlerinin uluslararası akreditasyon çalışmalarını başlattı ve yönetti. Özel Ambulans şirketlerini standardize etmek ve tüketicileri korumak amacıyla 2004 yılında Ambulans İşletmecileri Derneğini kurdu ve uzun süre başkanlığını yürüttü. 2004 – 2005 yılları arasında ESAS Holding Sağlık Yatırımları Başkanlığı’nı yürüten Dr. Kurt, 2004 yılında Tezmed’e kurucu ortak olarak katıldı. 2006 yılında Portclinic’in kuruculuğunu üstlendi, Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Koordinatörlüğünü yaptı. 2011 yılında 42 havalimanında klinik hizmetlerin organizasyonu ve sunulmasını sağlayarak, Türkiye’de havalimanlarında sağlık hizmetleri konusunda yeni bir iş alanı doğmasına önderlik etti. Evli ve üç çocuk babası Dr. Kurt şu anda Türkiye’nin en büyük iş sağlığı ve güvenliği organizasyonu Tez Medikal ve Portclinic’în Yönetim Kurulu Başkanı olarak görevini sürdürmektedir.

Bu söyleşi OSGB Dosyası söyleşi dizimizin bir parçasıdır.

Site içeriklerimiz sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Yorum

  1. OSGB sektörünün en büyük firması olan Tez Medikal’in patronu Dr. İbrahim Kurt’u verdiği cesur cevaplar için kutluyorum. İçler acısı bir haldeyiz gerçekten.

  2. Osgb sahibiyim. İbrahim bey bu alanın duayenidir. Sööyledikleri çok haklıdır. Bizi satın almak istesin, hemen satarım ve arkama bakmadan oradan uzaklaşırım.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*