Aktif yaşlanma ve yaşlı çalışanların iş sağlığı ve güvenliği yönünden korunması

Giriş

Tüm dünyada, doğum oranındaki azalma ile birlikte yaşam standartlarının iyileşmesine bağlı olarak, insanın yaşam süresinin uzaması ve yaşlı nüfusun giderek artması, 21. yüzyılda ön plana çıkan en önemli demografik olgulardan birisidir. Bu olgu, sağlıktan sosyal güvenliğe, çevre ile ilgili konulardan eğitime, istihdam olanaklarına, sosyo-kültürel faaliyetlere ve aile yaşamına kadar toplumun tüm yönlerini etkilemektedir.

2050 yılında 2 milyona ulaşması öngörülen yaşlı nüfusun %80’inin gelişmekte olan ülkelerde olacağı beklenmektedir. 65 yaşın üzerindeki nüfusun toplam nüfusa oranına bakıldığında;

  • Tüm dünyada 1800’lü yıllarda yaklaşık %5 iken, 2000’li yılların başında bu oranın %15’in üzerine çıktığı saptanmıştır, 2010-2050 yılları arasında da iki kat artması beklenmektedir.
  • AB ülkelerinde 2010 yılında %14 iken 2050 yılında %25’e çıkması öngörülmektedir.
  • Türkiye’de ise, 2000 yılında %6,7 iken, 2015 yılında %8,2’ye yükselmiş olup, 2023 yılında da %10,2 oranında olması tahmin edilmektedir.

Yaşlanma

Yaşlanma, her canlı organizmanın yaşadığı bir süreçtir ve bu süreçte normal ve patolojik yaşlanma tanımları bulunmaktadır. Normal yaşlanma; herhangi bir hastalık olmadan doğal sürecin tamamlanmasını ifade ederken, patolojik yaşlanma; bazı hastalıklar nedeniyle bu sürecin bir ölçüde engellenmesi anlamına gelmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan net ve kısa tanımda; yaşlanma, ‘çevresel faktörlere uyum sağlayabilme yeteneğinin azalması’ olarak belirtilirken, uzun tanımda, ‘zamana bağlı olarak, kişinin değişen çevreye uyum sağlayabilme yetisi ve organizmanın iç-dış etkenler arasında denge sağlama potansiyelinin azalması; ölüm olasılığının yükselmesi’ olarak ifade edilmektedir.

Daha genel bir ifade ile yaşlanma, insanın yaş aldıkça fizyolojisinde ve psikolojisinde meydana gelen değişim anlamına gelmektedir. Bu konu ile ilgili olarak yapılan bilimsel çalışmalar Gerontoloji ve Geriatri bilimlerinin ilgi alanlarına girmektedir:

Gerontoloji bilimi; kronolojik yaşın ilerlemesiyle, çevresel koşullar altında yaşayan organizmada ya da yetişkin insanda meydana gelen düzenli değişiklikleri incelemektedir. Yaşlanma sürecinde, kas gücünün azalması, hareket kısıtlılığının başlaması ve organlarda bağ dokusunun artması söz konusu olmaktadır. Böylece organların işlevleri azalmaktadır; sindirim sisteminde yavaşlama meydana gelmektedir, iskelet sisteminde kütlesel ve mineral içerik azalmaktadır, hatta öncelikli olarak duyu organlarının işlevlerinde önemli kayıplar olduğu bilinmektedir.

Geriatri bilimi ise; sağlıklı yaşlanma ve yaşlıların sağlığını koruma, hastalıklarını tedavi etme ve yaşam kalitelerini iyileştirme konularında çalışmalar yapmaktadır. Geriatri, yaşlanma sürecine sağlık ile ilgili konuların müdahil olması anlamına gelmektedir; tıp alanında bir yan dal uzmanlığı olan Geriatri bilimini, kısaca, yaşlıların sağlığı ile ilgilenen bir tıp alanı olarak vurgulamakta yarar vardır.

Aktif yaşlanma

Fizyolojik yaşlanmaya karşılık “aktif yaşlanma” 1990’ların sonuna doğru Dünya Sağlık Örgütü tarafından geliştirilen bir kavramdır. Dünya Sağlık Örgütü aktif yaşlanmayı, insanların yaşlandıkça hayat kalitelerini iyileştirmek amacıyla yaşlılara yönelik olarak sağlık, güvenlik ve katılım konularındaki fırsatların en üst düzeye çıkarılması olarak tanımlamıştır. Bu tanım öncelikle yaşlıların sağlığı, güvenliği ve topluma katılımıyla ilgili olarak toplumun yerine getirmesi gereken unsurları öngörmektedir.

Yine Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Dünya Sağlık Günü” olarak tanımlanan 7 Nisan tarihi, Örgütün Anayasasının kabulünden bugüne kadar her yıl yeni bir tema ile kutlanmaktadır; bu kapsamda 7 Nisan 2012 tarihi de aktif yaşlanma temasına ayrılmıştır. Bu temaya göre; yılları uzatmak, yaşamı uzatmak ama öncelikle sağlıklı olarak uzatmak konusu vurgulanmıştır. Sağlıklı yaşlanmayı gerçekleştirebilmek için özellikle Devlet ve toplumun katkı vermesi ve etkinlik yapma duyarlılığını artırması beklenmektedir.

Ayrıca Avrupa Birliği tarafından her yıl farklı bir tema ile gündeme getirilen Avrupa Yılı kapsamında, 2012 yılında “yaşlı çalışanlar için daha iyi fırsatlar yaratmak” teması ele alınmıştır. Burada yaşlıların topluma aktif katılımını teşvik ederek sosyal dışlanmaya karşı mücadeleye katkıda bulunmak ve koruyucu sağlık yaklaşımıyla sağlıklı yaşlanma ve bağımsız yaşamayı teşvik etmek, ulaşımın daha erişilebilir olmasını sağlamak ve çevreyi “yaş dostu haline getirmek hedeflenmektedir.

Özellikle çalışma hayatına belli bir yaştan sonra devam eden çalışanlar, bir tehdit unsuru gibi algılanmaktadır, hatta çalışan nüfus üzerinde bir yük olarak görülmektedir. Yaşlı insanların sağlıklı olduğu, yeterli beceri ve deneyime sahip olduğu ve topluma önemli katkılarda bulunmaya istekli olduğu durumlar çoğunlukla göz ardı edilmektedir. İnsanların yaşlandıkça daha aktif olmalarını ve topluma katkıda bulunmaya devam etmelerini sağlamak demografik olarak yaşlanmanın zorluğunun üstesinden gelmenin anahtarıdır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün evrensel sağlık tanımı; bireyin fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak tam bir iyilik halinin olması olarak ifade edilmektedir. Yaşam süresi uzadıkça, yaşamın uzun ama daha nitelikli olması, biyolojik ve psikolojik sağlık durumunun yeterli olması, zihinsel ve sosyal yeterliliğin sağlanması, bu süreçte değerlendirilmesi gereken önemli noktalardır. Bu kapsamda, aktif yaşlanma ve başarılı yaşlanma gibi birbiriyle iç içe olan tanımlar bulunmaktadır. Başarılı yaşlanma; yaş alanların sosyal çevresini ve ilişkilerini canlı tutma, sağlık sorunlarını en aza indirgemek için koruyucu sağlık hizmetlerini önceleme ve zihinsel ve fiziksel işlevlerini geliştirme sonucunda yaşama pozitif bakmalarını sağlamadır. Bu anlamda, yaşlılara yönelik sağlık hizmetlerinin ilgili Kamu kurumları ve kuruluşlarının eşgüdümü ile geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması temel bir gerekliliktir. Son yıllarda ülkemizde de bu konuda yapılan çalışmaların arttığı gözlenmektedir, bununla birlikte bu çalışmaların standardizasyonunun sağlanarak ülke genelinde daha etkin uygulanmasını sağlamak büyük önem taşımaktadır. 

Yaşlı çalışanlar

Günümüz toplumlarında “aktif yaşlanma” ve “üretken yaşlılık” kavramlarının öne çıkması, çalışma yaşamına da yansımış ve böylece “yaşlı çalışanlar” kavramı ortaya çıkmıştır. Yaşlı çalışanların istihdamı, çalışanların yanısıra işyerleri açısından da oldukça önemli bir konudur; yaşlı çalışanların fizyolojik ve psikolojik sağlık durumlarının en iyi duruma getirilmesi, sürdürülmesi, geliştirilmesi ve üretkenliklerinin sürdürülmesi amacıyla çalışma ortamı ve koşullarının düzenlenmesi, işyerlerinin iş sağlığı ve güvenliği politikalarını yansıtan en temel göstergelerdir. Çalışma ortamı ve koşullarının yaşlı sağlığını geliştirmeye yönelik olarak düzenlenmesi, yaşlı çalışanlara yönelik iş sağlığı ve güvenliği programlarının etkin sürdürülmesi, iş kolları arasında işbirliği sağlanarak ilgili programların oluşturulması, yaşlı sağlığını etkileyen gelir durumu, sağlık ve sosyal güvence gibi diğer faktörlerin de ilgili taraflarla işbirliği içerisinde iyileştirilmesi, yaşlı çalışanların iş sağlığı ve güvenliğinin geliştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Son yıllarda çalışma hayatında sayıları giderek artan yaşlı çalışanlar konusuna ve onların sağlık ve güvenlik sorunlarına dikkat çekilmektedir. Gerek Dünyada yaşlı çalışanların mevcut durumu gerekse Türkiye’de 2012 yılında çıkarılan İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu doğrultusunda yaşlı çalışanların istihdam koşulları üzerinde durulması gereken konulardır.

Çalışma hayatında yaşlı çalışanların durumuna bakıldığında, iş sağlığı güvenliği alanında işyerlerinin olumlu hale getirilmesi, çalışanların zarar görmemesi için gerekli düzenlemelerin yapılması, belirli dönemlerde çalışma ortamı ve çalışanlar ile ilgili gerekli kontrollerin yapılması, uygun olmayan işlerde çalışanlar için uygun koşulların tartışılması gerekmektedir. Ayrıca çalışanlar arasında özel önem verilmesi gereken risk grupları kapsamına yaşlı çalışanlar da yaşadıkları fizyolojik değişikliklerden dolayı dahil edilmektedir. Yaşlı çalışanların istihdamı söz konusu olduğu zaman, genellikle 50 ile 55 yaş ve üzeri olarak bir tanımlama getirilmektedir ve aslında artık 50 yaş itibariyle yaşlı çalışanlar ile ilgili ne yapılması gerektiğine karar verilmesi gerekmektedir.

Çalışma hayatında yaşlılık ya da yaşlı çalışanların işyerlerinde çalışmaya devam etmesi olumlu ya da olumsuz olmak üzere iki yönlü değerlendirilebilir; olumlu yön, deneyim ve bilgi birikimi olarak karşımıza çıkmaktadır; olumsuz nokta ise özellikle iş kazalarının meydana gelmesinde önemli rolü olan aşırı güven duygusunun bir dezavantaj oluşturabilmesidir. Yaşlı çalışanların özellikleri gözden geçirildiğinde; özellikle bilgi birikimi, çalışma kapasitesi, motivasyon ve deneyimin çok önemli faktörler olduğu işyeri düzeyindeki uygulamalarda dikkati çekmektedir. Genel olarak iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili düzenlemelerde riski yüksek olan ya da ülkemizde ilgili yasal düzenlemelerde “çok tehlikeli” olarak ifade edilen işyerleri arasında sağlık, maden, inşaat, imalat vb birçok sektörün varlığı söz konusudur. Dolayısıyla iş sağlığı ve güvenliği alanında çalışan profesyonellerin, özellikle yaşlı çalışanların çalıştıkları sektörler, işyerleri ve işleri çok dikkatle izleyerek hangi riskler altında kalma olasılıkları olduğu, bu risklerden ne şekilde etkilenebileceği, etkilenmelerinin ne şekilde önleneceği ve gerektiğinde yüksek riski olan yerlerde çalışmaması gerektiği üzerine yoğunlaşmaları gerekmektedir.

İş sağlığı ve güvenliği konusunda temel hedef, çalışanların istihdam edildikleri işyerlerindeki risklerden etkilenmelerini önlemek ve zarar görmemelerini sağlamaktır. İlgili paragrafta da belirtildiği üzere, yaşlı çalışanların duyusal işlevlerinin kaybı diğer kayıplara göre biraz daha ön planda olmaktadır, ayrıca iş stresinin varlığı ve sosyal destek eksikliğini de vurgulamak gerekmektedir. İş sağlığı ve güvenliği alanında genel olarak tanımlanan bazı hastalık grupları ve iş kazaları söz konusudur; bunlar, meslek hastalıkları, işle ilgili hastalıklar ve iş kazaları şeklinde tanımlanmaktadır. İş kazalarının yanısıra yaşlı çalışanların kronik hastalıkları nedeniyle, işle ilgili hastalıklar grubu ön plana çıkmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, yaşlı çalışanların sağlık sorunlarını genel olarak; duyusal işlevlerin kaybı başta olmak üzere, baş boyun ağrıları, sigara içmeye bağlı olarak özellikle ileri yaşlarda nefes darlığıyla gelişen kronik obstruktif akciğer hastalıkları (KOAH), şeker hastalığı, depresyon ve demans olarak sıralamıştır.

Söz konusu hastalıkların ortaya çıkmasında etkili olan çalışma ortamında bulunan sağlığa zararlı riskler, tüm çalışanlar için önemlidir ancak yaşlı çalışanlar açısından çok daha büyük önem taşımaktadır. Ayrıca yüksek risk taşıyan işyerlerinin ve işlerin de mutlaka göz önüne alınması gerekmektedir; sonuçta, öncelik yaşlı çalışanların çalıştığı sektörlere ve iş kollarına verilmelidir. Bu arada mevcut istatistikler doğrultusunda, yaşlı çalışanların daha az kazaya uğradığı vurgulanmaktadır. Yaşlılıkta gelişen fizyolojik değişikliklerin olumsuzluk yarattığı bilinmektedir ancak burada deneyim ve bilgi birikimi de devreye girmektedir. Bununla birlikte genel olarak yaşlı çalışanlar, diğer çalışanlara göre iş kazasına daha az uğradıkları halde geçirdikleri fizyolojik değişiklikler nedeniyle iş kazasına bağlı devamsızlık sorunlarını daha fazla yaşamaktadır. Ayrıca yaşlı çalışanların geçirdikleri iş kazası türleri incelendiğinde; özellikle düşmelerin ilk sırada yer aldığı görülmektedir. Bunun dışında çarpma olayı da sıklıkla meydana gelmektedir, eşya ve aletlere çarpma ve çok ciddi yaralanmalar oluşabilmektedir, ayrıca travmalar ve zorlamalara bağlı birtakım incinmeler de gelişebilmektedir.

Türkiye’de yaşlı çalışanlar

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’deki yaşlı nüfusun, 2015 yılında 6,5 milyon iken 2023 yılında 8,6 milyona, 2050 yılında ise yaklaşık 20 milyona çıkacağı tahmin edilmektedir. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yıllar geçtikçe yaşam süresinin uzadığı bilinmektedir; Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2013 yılında ortalama yaşam süresi erkeklerde 73 yıl, kadınlarda 78 yıl olarak ifade edilmiştir. TÜİK verilerine göre ise, 2023 yılı için erkeklerde 75,8 yıl ve kadınlarda 80,2 yıl öngörülmektedir. Doğal olarak, burada sağlıklı bir yaşlanmadan bahsedilmektedir ve ayrıca yaşlı çalışanlar için de işyerlerindeki çalışma koşulları çok önemlidir. Dolayısıyla işyerlerinin gerçekten onların daha aktif, daha üretken ve daha sağlıklı çalışabilmeleri için gerekli düzenlemeleri yapması beklenmektedir.

Sağlık Bakanlığı’nın Sağlıklı Yaşlanma Eylem Planı’nın (2015-2020) yaşlı çalışanlarla ilgili olan bölümünde öncelikli hizmetlerin başında, bireye ve topluma erişilebilir, uygun, etkili ve etkin sağlık hizmetleri sunmak gelmektedir. Aslında genel olarak sağlık hizmetlerinin tüm toplumu kapsadığı bilinmektedir ancak özellikle yaşlı çalışanlar açısından daha büyük önem taşıdığını ve bu hizmetlerin ilgili kurumlar ile çalışanların ve işverenlerin sendikaları ile ilgili sivil toplum kuruluşlarından oluşan çeşitli paydaşların işbirliği içerisinde olmasının gerekli olduğunu belirtmekte yarar vardır.

Söz konusu Eylem Planında vizyon; insanların sağlıklarını ve fonksiyonlarını, kapasitelerini sürdürmelerini sağlamak; misyon ise; sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi olarak ifade edilmiştir. Eylem Planında bazı stratejiler de belirlenmiştir; birinci stratejide Sağlık Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığının eşgüdümü ile sağlıklı yaşlanmanın sağlanabilmesi için yaşlı çalışanlara yönelik olarak özellikle sağlık hizmetlerinin geliştirilmesinden bahsedilmektedir. Özellikle sağlıklı yaşam ile ilgili olarak toplumda farkındalığın artırılması, işyerlerinde sağlıklı ve başarılı yaşlanma konularında hizmet içi eğitim programlarının geliştirilmesi çok önemlidir.

Avrupa Birliği’nin aktif yaşlanma araştırması var 2012’de. Bu araştırmanın ikinci maddede işyerindeki yaşlı insanlar diye bir tanım getirmiş. Ve burada da yaşlılara yönelik tutumlar ve devam eden çalışmalara engel teşkil eden olumsuzluklar olarak tanımlanıyor. Yine bakın 55 yaş üstünün aslında deneyimli, birikimli ve güvenilir olarak tanımlanmaları söz konusu. Bu aslında çok önemli bir avantaj, herhalde bizim öncelikle işyerlerinde bunu değerlendirmemiz gerekecek.

Sonuç ve öneriler

2012 yılında yayınlanan İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda adı geçmesine rağmen ülkemizde henüz kapsamlı bir yaşlı çalışan tanımı yapılamaması nedeniyle, yaşlı çalışanlara özgü programlar da çok yaygın olarak gerçekleştirilememektedir. İlgili tüm tarafların bu sürece katılımıyla yaşlıların ve yaşlı çalışanların kapsamlı ve ayrıntılı bir şekilde tanımlanması gerekmektedir ki sonrasında bu risk gruplarına yönelik olarak etkin hizmetler vermek mümkün olabilecektir.

Uygulamada ise genel olarak yaşlı çalışanların fizyolojik ve psikolojik durumlarına göre öncelikle işyeri düzenlemeleri yapılmalıdır, sonrasında öncelik koruyucu sağlık hizmetlerine verilmek üzere kronik hastalıkları izleme ve tedavi için gerekli sağlık hizmetleri sunulmalıdır. İlgili taraflarla işbirliği içinde çalışana özel ve işyerine özel gerekli düzenlemeler yapılmalıdır, yaşlı çalışanların çalıştıkları çalışma ortam koşullarını düzenlenmeli, koruyucu ve geliştirici sağlık hizmetleri verilmeli, istihdam edilen sektör, işyeri bazında ve yapılan işlere göre gereken iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri düzenlenmeli ve sürekliliği sağlanmalıdır.

En temel iş sağlığı ve güvenliği hedefi olan, yaşlı çalışanları iş kazaları ve meslek hastalıklarından korumak amacıyla kurumlar arası işbirliği ile, yaşam boyu eğitim programları planlanmalı, etkin uygulanmalı ve sürdürülmeli, ayrıca yaşlı çalışanların yeni teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilmesi için özel eğitim programlar gerçekleştirilmelidir.

Daha özel çalışmalarla ilgili olarak, yaşlı çalışanları iş kazalarından korumak için bazı çalışmalara öncelik verilmelidir; görme ve işitme kayıplarını önlemek için yapılacak kontrollerin yanısıra bağışıklamanın da önemini vurgulamak gerekmektedir; özellikle yaşlılar için, grip aşısı başta olmak üzere zatürre ve tetanoz aşısı ön plana alınmalıdır.  Yaşlı çalışanların gerek işe giriş muayeneleri gerekse periyodik sağlık kontrolleri kapsamında bazı kronik rahatsızlıkların tanısı, tedavisi ve izlenmesi büyük önem taşımaktadır; başlıca kronik hastalıklar arasında sindirim sistemi rahatsızlıklarının yanısıra nörolojik ve psikiyatrik rahatsızlıklar, kas iskelet sistemi rahatsızlıkları ile diyabet ve hipertansiyon gibi sık rastlanan sağlık sorunları sayılabilir.  Tüm bu koruyucu, tedavi edici ve geliştirici sağlık hizmetlerinin gerçekleştirilmesi, İşyeri Sağlık ve Güvenlik Biriminde görevli olan işyeri hekimi ve sağlık personelinin yetki ve sorumluluğundadır.

Yaşlanma, sağlıklı yaşlanma ve yaşlanma ile ilgili sağlık sorunları ile ilgilenen bir meslek kuruluşu olarak Türk Geriatri Derneği’nin bu alanda önemli çalışmaları ve yayınları bulunmaktadır. Söz konusu meslek kuruluşu gibi ilgili sivil toplum kuruluşları ve tüm tarafların eşgüdümü ve katılımıyla “yaş dostu şehirler” tanımına benzer bir şekilde “yaş dostu işyerleri” tanımının yapılarak uygulamaya geçilmesinin, yaşlı çalışanların istihdamı ile ilgili önemli bir başlangıç olacağı düşünülmektedir.

Son yıllarda Türkiye’de de çalışan nüfusun hızla yaşlandığı gözlenmektedir, “toplumun kalitesi ve dayanıklılığı, yaşlı vatandaşlara gösterilen özen ve saygı ile ölçülür” yaklaşımından hareketle, konuyla ilgili küresel gelişmelerin de dikkate alınarak ülkemizde gerek özel gerekse kamu sektöründe istihdam edilen yaşlı çalışanların korunması amacıyla ile ilgili yasal ve kurumsal düzenlemelerin ivedilikle gerçekleştirilmesi ve etkin bir şekilde uygulanması büyük önem taşımaktadır.

Dr. Buhara Önal’ın tüm yazıları

***

Kaynaklar

  1. Ofluoğlu, Gökhan, Özbucak Banu, Yaşlı İşgücünün İş Sağlığı ve İş Güvenliği Sorunları ve Çözüm Önerileri, Emek ve Toplum, 2017.
  2. Çağlayan, Çiğdem, Yaşlı İşçiler, İşyeri Hekimliği Eğitim Günleri, Mayıs 2013.
  3. EU, Active Ageing Report, 2012.
  4. http://web.tuik.gov.tr
  5. https://sbu.saglik.gov.tr
  6. turkgeriatri.org
  7. https://www.hasuder.org
  8. http://halksagligiokulu.org
  9. http://www.iloencyclopaedia.org
  10. http://ec.europa.eu/public_opinion/index_en.htm

Site içeriklerimiz sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.