90 yaşındaki işyeri hekiminden yeni kitap: Beyaz Yemin

Dr. Erdinç Köksal

90 yaşındaki Dr. Erdinç Köksal dördüncü kitabı ‘Beyaz Yemin’in gelirini başarılı tıp fakültesi öğrencilerine burs için İstanbul Tabip Odası’na bağışladı.

14 Mart Tıp Bayramı’nda Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’na çelenk koymak isterken polisle itiş kakış sırasında yere düşen ve beyaz önlüğü çamura batan 90 yaşındaki Dr. Erdinç Köksal, “Tüm zorluklarına rağmen 10 kez dünyaya gelsem, yine doktorluğu seçerdim” diyor.

Köksal, dördüncü kitabı ‘Beyaz Yemin’in gelirini başarılı tıp fakültesi öğrencilerine burs için İstanbul Tabip Odası’na bağışladı.

Hepsi gerçek

Tıp fakültesinden mezun olduğu 1958’den beri aralıksız hekimlik yapan Dr. Köksal, kitabında tıp fakültesinden birlikte mezun üç arkadaşın 10 yıllık yaşamlarından kesitler sunuyor.

Romanın ana karakteri Dr. Murat, Köksal gibi kadın hastalıkları ve doğum uzmanı. Dr. Murat’ın romanda yaşadıklarının yüzde 90’ı Köksal’ın kendi deneyimi.

Romanında Anadolu’nun köyleri, kasabaları, kentlerine götüren Köksal, İstanbul’un büyük bir hastanesindeki asistanlık günlerini de anlatıyor: “Bir hekim kolay yetişmiyor. Beyaz Yemin’le özellikle mecburi hizmet, asistanlıkta karşılaşılan güçlükleri genç meslektaşlarıma anlatmak istiyorum. Aktardıklarımın hepsi yaşandı. Sadece roman haline getirirken bazı eklemeler yaptım. Ama kesinlikle hakiki olaylar.”

Camilerde, karakollarda sağlık eğitimi

Ankara Tıp Fakültesi’ne 1952’de giren ve öğrencilik yıllarından itibaren cemiyetler, birliklerde aktif görev alan Köksal, nerede görev yaptıysa kısıtlı olanaklara rağmen hem mesleğinin hakkını hem de halka yönelik eğitimler verdi.

Beyaz Yemin’de anlattığı gibi bazen onu rakip gören eski bir sıhhiye memurunun ‘ayak oyunlarıyla’ mücadele etti, bazen bağnaz imamlarla, bazen kliniği yenilemesine kızan şefle, bazen de yoksullukla. İnsanlığın en güzel örnekleriyle karşılaştığı gibi büyük hayal kırıklıkları yaşadı. Köksal ve kahramanı Dr. Murat, boyun eğmek yerine olabildiğince koşulları zorladı, değiştirmeye çalıştı.

Okul, cami, karakol, derneklerde sigaranın zararlarını, esnek kızlık zarını, aile planlaması yöntemlerini anlattı. Köylülere hijyeni, iğne yapmayı, pansumanı öğretti.

‘Keşke babam bakkal olsa’

Gece-gündüz, bayram-seyran demeden çalışan Köksal, zaman zaman iki çocuğu ve eşini ihmal ettiğini hala gözleri dolarak anlatıyor.

Roman kahramanı Dr. Murat’ın oğlu Oğuz, aynen Köksal’ın oğlu gibi bayramın ilk iki günü babalarını göremeyince üçüncü gün annelerine, “Anne babam keşke bakkal olsaymış. Bak bakkal amcalar ilk gün kurbanlarını kestiler, çocuklarıyla lunaparka bile gittiler. Biz ne zaman bayramlaşacağız” diye soruyor.

Köksal merhum eşinin, “İnşallah bir gün üçüncü sıralardan, ikinci sıralara geliriz” dediğini hiç unutmuyor: “Birinci sırada hasta, ikinci sırada hastane, üçüncü sırada evim gelirdi. Doktorların çektiklerini eşleri, çocukları bilir. Zorluklarına rağmen ve halen bu yaşımda (kendi deyimiyle 90’ını yürüyor) hekimlik yapıyorsam mesleğime olan saygım ve sevgimden ötürü.”

‘Beyaz önlüğün hakkını vermek önemli’

İstanbul Tabip Odası Emekli Hekimler Komisyonu başkanlığını da yürüten Köksal, “Genç meslektaşlarımın yaşadığı tüm güçlükleri biliyorum. Ama beyaz gömleğin hakkını vermeleri çok önemli” dedi.

Hekimlik pratiklerinin değiştiğini belirten Köksal, şöyle devam ediyor: “Bu sağlık sisteminden kaynaklanan bir durum. Bize hocalarımız, ‘Hasta gelirken yürüyüşünü takip edin, yüzüne bakın, sonra anlattıklarını iyi dinleyin, hastayı muayene edip en son laboratuvara yönlendirin. Laboratuvarı işin yüzde 25’i’ derdi. Bugünkü tababette tahlillerinizi yaptırıp, hekimin önüne gidiyorsunuz. Kağıtlara bakıyor, teşhisi koyuyor, reçeteyi yazıyor. Eli hastanın eline değmiyor. Yozlaşmış bir muayene sistemi geldi. Ama hekimleri buna sevk eden şartlar. 5 dakikada bir verilen randevuda hastanın şikayetlerini anlatması, hazırlanması, muayene edilmesi mümkün değil.”

İşyeri hekimliği yapıyor

Meslek hayatını işyeri hekimi olarak sürdüren Köksal, konuşma davetlerine icabet ediyor, taksi şoföründen manava, günlük yaşamında karşılaştıklarına anlatıyor.

Köksal, ‘Çınarlarla Fidanlar’ projesiyle, Türkiye’nin farklı illerindeki tıp fakültesi öğrencileri ile emekli hekimleri bir araya getiriyor. Önümüzdeki hafta Gaziantep’de tıp fakültesi öğrencileriyle buluşacak.

Ayrıca engelli ve ailelerine, ‘engellilerin cinsel yaşamı’ konulu bir konferans verecek: “Bilgiyi paylaşmak için her fırsatı değerlendiriyorum. Bu yaşta hekimlik yapmaya, saygım ve sevgim dolayısıyla devam ediyorum. Çalışmayı seviyorum. Eğer yarın bir işim olmazsa, ben mahvolurum. Cumartesi-pazarı dahi zor geçiriyorum.”

‘Tabip odalarına gelin’

Köksal, hekimleri tabip odaları çatısı altında toplanmaya davet ediyor.

Tabip odalarının meslektaşlarının her sorunuyla ilgilendiğini ve dayanıştığını belirten Köksal, “Fakülteden mezun olur olmaz, neredeysem tabip odalarına gittim. Görev almaktan da mutlu oldum. Tabip odaları hakkımızı, hukukumuzu, mesleğimizin onurunu koruyan bir meslek örgütü. Hep beraber sahip çıkmamız lazım” diyor.

Köksal’ın ayrıca hekimlik anılarını topladığı ve mesleğinin perde arkasını yansıttığı ‘Ah Şu Doktorlar’‘Ak Gömleğin Dili Olsa‘ ve ‘Beyaz Yürek’ isimli kitapları da var.

(Mesude Erşan – Diken)

Site içeriklerimiz sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*